ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  b-Ruhânîlerin hayatı, Ölüm ve uyku
 

b-Ruhânîlerin hayatı

 

MÜRİT- Ben hâlâ tatmin olmuş değilim. Bildiğim kadarıyla beş çeşit hayat vardır.

Birincisi bizim hayatımızdır.

İkincisi Hz. Hızır ve İlyas aleyhimesselâmın hayatıdır. Bir vakitte pek çok yerde bulunabilir­ler. İsterlerse bizim gibi yerler, içerler.

Üçüncüsü Hz. İdris ve İsa aleyhimesselâ­mın hayatıdır. Bu, melek hayatı gibi nurani bir hayattır.

Dördüncüsü şehitlerin hayatıdır.

Beşincisi kabirdekilerin hayatıdır.

Şehitler hayatlarını Allah yolunda feda ettik­leri için Allah da onlara berzah aleminde, dünya ha­yatına benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir ha­yat ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bil­mez, daha iyi bir yere gitmiş bilirler. Çok mutlu olurlar. İşte şehitlerin efendisi olan Hz. Hamza da böyle bir hayat yaşamaktadır. Kendine sı­ğınan insanları koruması, dünya ile ilgili işlerini görmesi ve gör­dürmesi mümkün olabilir[1].

BAYINDIR- Allah yolunda öldürülmüş olanların aslında diri oldukları doğru, ama Allah Teâlâ, " Siz onu anlayamaz­sınız." de­diği halde anladığınızı iddia etmeniz nasıl bağış­lanabilir? Şehitlerle ilgili ayrı bir bö­lüm gelecektir.

Hz. Hamza'nın, kendine sığınanlara yardım edemeyeceği konusunda hâlâ şüpheniz varsa lütfen yukarıdaki âyetleri bir daha, yavaş ya­vaş ve düşünerek okuyun. Eğer inanıyorsanız böyle bir şeyi aklınızın ucundan bile geçiremezsiniz. O ayetlerden biri şöyledir:

"Allah’ın yakınından kendisine kıyâmet gününe kadar cevap vere­meyecek kimseyi çağı­randan daha sa­pık kimdir? Oy­saki bunlar onla­rın çağrısının farkında değillerdir. (Ahqâf 46/5)

MÜRİT- Bizim yaşadığımız hayat malum, onda bir ihtilaf yok. Şehitler konusu da anla­şıldı. Hayatın diğer üç çeşidi için ne diyeceksi­niz?

 

BAYINDIR- Soruyu benim sormam gere­kir. Siz, Hz. Hızır ve Hz. İlyas, Hz. İdris ve Hz. İsa aley­himüsselâmın hâlâ hayatta olduklarını söylerken neye dayanıyorsunuz?

 

MÜRİT- Bunları ben uydurmuyo­rum. Bunları söyleyen zat, böyle bir hayatın varlığını keşif sahibi evliyanın tevatür derece­sine varan gözlemine dayandırıyor.

 

BAYINDIR- Gayb ile ilgili bir konu, hiçbir ilmi değeri olmayan keşfe dayandırılamaz. Keşif konusu ayrıca gelecektir, ona girmiyorum. Adı geçen dört peygamberden yalnız Hz. İsa'nın durumunu biliyoruz. Onu da şu ayetten anlıyoruz.

“ ... İçlerinde bulunduğum sü­rece onları gö­zeti­yordum. Beni vefat ettirince artık onlar üze­rine gö­zetle­yici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin. (Mâide 5/117)

Burada Hz. İsa'nın vefat ettiği ve ümmetin­den habersiz olduğu bildiriliyor. Artık onun için de bir hayat çeşidi hayal etmenin gereği yoktur.

Hz. İsa henüz hayatta iken Allah Teâlâ ona şöyle demişti: "Ey İsâ, ben seni vefat ettireceğim, seni bana yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim..." (Al-i İmrân 3/55)

c- Ölüm ve uyku

 

MÜRİT- Kabir hayatı konusunda ne diye­cek­sin?

BAYINDIR- Allah Teâlâ ölüm ile uykuyu aynı sayarak şöyle buyurur: 

اَللَّهُ يَتَوَفَّى اْلاَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضٰى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ اْلاُخْرۤى اِلۤى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ فِي ذٰلِكَ  َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (42)

Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyen­le­rinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini belli bir vakte kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır. (Zümer 39/42)

 

Demek ki, Allah ölüle­rin ruhunu, belli bir yerde tutmaktadır. Bir ayet de şöyledir:

وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُمْ بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ (60)

"Geceleyin sizi öldüren ve gündüzün ne yap­tığınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır. Sonra dönüşünüz O'nadır, işlediklerinizi size bildirecektir. "  (En'am 6/60)

Kıyâmetin kelime anlamı kalkıştır. Öldükten sonraki dirilme yataktan kalkışa, sura üflenmesi de kalk borusunun çalınmasına benzer.

 Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنْ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ (51)

قَالُوا يَاوَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَانُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ (52)

51- Sura üflenmiştir. İşte o zaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler.

52-Yazık oldu bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? diyeceklerdir Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.." (Yasin 36/51-52)

Kur'an'a göre ölüm bir uyku, kabir bir uyuma yeri, öldükten sonra dirilme de uykudan uyan­ma­dan başka bir şey değildir. Hadis-i şeriflerde belirti­len kabir azabı da uykuda görülen kötü rüyalar gibi olmalıdır.

Uyuyan kişi, uykuda ne kadar zaman geçti­ğini bilemez. Ölü de aynıdır. Nitekim Kur'an'da biri ölü, diğeri uyu­yanla ilgili iki örnek vardır.

Ashab-ı Kehf mağarada 309 yıl uyumuştu[2]. Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" diye sordu. "Bir gün, belki de daha az kaldık" dediler." (Kehf 18/19)

Ölümle ilgili âyet de şudur:

"Şuna da bakmaz mısın[3]? O, tavanları çök­müş, duvarları üzerlerine yıkılmış bir kente uğradı da "Allah burayı ölümünden sonra nasıl dirilte­cek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra kaldırdı ve "Ne kadar kal­dın?" diye sordu, o da "Bir gün, belki de bir günden az kaldım." dedi. Allah buyurdu ki; "Yok, tam yüz yıl kaldın. Şimdi yiyeceğine ve içeceğine bak­, bozulmamışlar bile. Bir de şu eşeğine bak. Seni insanlara bir ibret yapalım diye bunu yaptık. Kemiklere bak, on­ları nasıl birleştirecek, sonra onlara et giydirece­ğiz." Bunlar apaçık belli olunca şöyle dedi; "Ben artık anladım ki, Allah'ın gücü gerçekten her şeye yeter." (Bakara 2/259)

Yüz sene ölü kalıp dirilen ile 309 sene uy­kuda kalanlar orada, "Bir gün veya bir günden az." kaldık­larını sanıyorlar.

İşte kabir hayatını anlamak isteyenler bu âyetlerden ders alabilirler.

Uyuyan kişi, vücudundan nasıl habersizse ölü de habersizdir. Uyuyanın ruhu gelip tekrar aynı bedene gireceği için beden diri kalı­yor. Ölenin ruhu geri dönmeyeceğinden beden ölüyor. Ahirette yeniden yaratılan bedene gelen ruh ken­dini uykudan uyanmış gibi hissediyor ve "Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?" (Yasin 36/51-52) di­yor. Beden toprakta çürü­müş, yeniden yaratılmış, ama o bunun farkında değil. O, uyuyup uyandı­ğını zannediyor. Aradan geçen zamanın da far­kında değil. İşte ölüm bize bir uyku kadar, kıyâmet de uykudan uyanmak kadar yakındır.

Uyku, ha­yatta bir kesinti değil, süreklilik için zorunlu bir dinlen­medir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şu sözüyle tekrar dirilişin de dünya hayatının devamı gibi olacağını bildiriyor:

"Her kul, ne üzere öldüyse o şekilde dirilti­lir[4]."

Veda Haccı'nda birisi bineğinden düşmüş boynu kırılmıştı. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, onu su ve sidr ile yıka­yın, iki parça bez içinde kefenleyin, koku sür­meyin ve başını örtmeyin. Çünkü kıyâmet günü telbiye[5] getirir durumda kaldırılacaktır[6]."

Bu hadis gerçekten düşündürücüdür. Burada o şahsın ölümü ihramlı[7] bir hacının uyuması gibi sayılmıştır. İhramlı koku sürünmez, uyurken başını örtmez. Uykudan kalkınca telbiye getirir.

MÜRİT- O zaman kabrin cennet bahçele­rinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur olmasını nasıl izah edebiliriz?

BAYINDIR- Bunlar rüyaya benzetilebilir. Güzel rüya gören onun hiç bitmemesini ister. Sıkıntılı rüya görenler  de uyanınca  iyi ki, rü­yaymış diye şük­rederler. Doğrusunu Allah bilir.


[1]- Said Nursî, Mektubat, 1. Mektup, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1994, c.I, s. 347.

[2]- Kehf suresi 18/25

[3]- Bu ayet, bir önceki ayetin başındaki "Görmedin mi?" ifadesine bağlı (atfedilmiş) olduğu için meale "Şuna da bakmaz mısın?" ilavesini yaptık.

[4]- Müslim, Cennet, 19, Hadis no 83 -(2878).

[5]- Telbiye, hac veya umre için ihrama giren kişilerin okuduğu şu zi­kirdir: Lebbeyk Allahumme lebbeyk, leb­beyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde v'en-nimete leke v'el-mülk, lâ şerîke leke.

[6]- Buhârî, Cenâiz, 20.

[7]- İhram, hac veya umreye niyet edip telbiye getir­dikten sonra bu iba­detlerle ilgili yasakların başlaması anlamına gelir. Erkeklerin ihram sü­resince başlarını örtmeleri yasaktır.

 
  Bugün 144 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=