ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  Modern Hüccet
 

MODERN HÜCCET: SAĞLIK,
ÇAĞDAŞ RUHBANLAR: DOKTORLAR

Özellikle içinde bulunduğumuz asırda, sanki Kuran’a yamanmış onlarca kaynak yetersizmiş gibi yeni bir hüccet daha türedi. Putlar koleksiyonumuzdaki yeni putun adı sağlık, ruhbanları ise doktorlardır. 
 

Kişinin elinden geldiği kadar sağlığına dikkat etmesi takdir edilecek bir davranıştır. Buraya kadar hiçbir sıkıntımız yok. Ancak müşkül, sağlık adı altında ALLAH’ın dinine müdahalede bulunularak, haramlar helaller icat edilmesinden kaynaklanmaktadır. “Herkesin hüküm verdiği bu dinde hocaların olduğu kadar doktorların da söz sahibi olmasında ne sıkıntı var? Ayrıca dine modern ve bilimsel bir hava da katıyor.” diyebilirsiniz. İslam’ın imajından çok ALLAH’ın rızasını gözettiğimizden, ne siz bizi ne de biz sizi anlayamayız. Belki anlarsızınız diye klavyem kendiliğinden dökülüyor. Mazur görün… 

Sağlığı din, doktorları müftü pozisyonuna getiren süreç: 1.“Sağlığa zararlı olan her şey haramdır.” 2. “İslam’daki tüm haramlar sağlığımızı korumak içindir.” 3. “Sağlığa faydalı her şey helaldir.” şeklinde ana fikrini özetlediğimiz üç hurafe ve bidatten doğmuştur. Sıraladığım bu maddelerle alakalı ne bir ayet, ne de bir hadis vardır. Hatta Mecelle’de bile böyle bir kaideye rastlayamazsınız. Çünkü nur gibi bu putumuz yakın bir zamanda doğdu. 

Şimdi cahillerin ve imajmakerların kulaklarına hoş gelen bu üç tabuyu sırasıyla devirelim: 

1. Sağlığa zararlı olan her şey haramdır: Bu madde sonucunda, doktorun sağlığa zararlı dediği her madde haram olurken, tavsiye ettiği her şey farz-ı ayn telakki edilmektedir. Hatta kulun, doktorun reçete olarak yazdığı ilaçları namazlarından bile daha dakik bir şekilde kullanması farzın dik alasıdır. “Çünkü ilaç, müminlere belirli vakitlerde yazılmıştır.” Sağlık dogması öyle revaçtadır ki, bu alandaki bir soruyla karşılaşan fıkıhçı, trende uyarak: “Bu konuda doktorlar konuşmalı.” diyerek ne de engin bir tevazua sahip olduğunu haykırmaktadır. Hâlbuki aynı hoca, üzerine hiç de vazife olmayan her konuda ahkâm kesmekten imtina bile etmez. 

Kuran’da ALLAH nelerin haram olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmadan belirtmiş, bunların haricindeki her şeyin de helal olduğunu emrederek yükümüzü hafifletmiştir.(16:115-116) Fakat uydurma bir ayetle, güya ALLAH: “Bu can size emanettir. Ona zarar vermeyin.” demişmiş.[1] [2] Nitekim bu uydurma ayetten müştak olan türedi bir fıkıh kaidesiyle, yepyeni haramlar listemize kavuşmuş olduk. Ancak bu haramlarda da bir standart olmadığını görmemiz bizleri şaşırtmadı. Çünkü sağlığa zararlı bazı şeyler haramken diğerleri hiç yokmuş gibi davranılıyor. 

Konumuza paça kol dalmak için üzerinde en çok fırtınalar kopartılan: “Sigara haram mıdır, helal mi?” tartışmasına bodoslama dalalım. Sigaranın haram olduğunu iddia edenler iki delil getirirler. Birincisi sağlık, ikincisi ise israftır. Konumuz sağlık olduğu için biz yalnızca birincisine yoğunlaşacağız.  

Yukarıda da değindiğimiz gibi biz Kuran’dan: “Sağlığa zararlı her şey haramdır.” diye bir şey okumadık. Hatta böyle bir genel kaidenin hadislerde bile olmadığından dem vurduk. Buna rağmen, modern insanın kulağına hoş gelen bu kural, kendi içerisinde de büyük çelişkiler barındırmaktadır. Çünkü bu iddianın kendi başına bile bir standardı yoktur. Nitekim modern tıp şu an hayatımızda karşılaştığımız yaklaşık her şeyi sağlığa zararlı ilan etmiştir. 

Bu satırları yazarken bilgisayar gözlerime ve henüz bilemediğim pek çok organıma zarar vermektedir. Öyleyse bilgisayar kullanmak, televizyon izlemek haram mıdır? Cep telefonu, walkman, pil, klima, radyo vericileri gibi pek çok teknoloji ürünün de sağlığa zararlı olduğu ortaya çıkmıştır… 

Margarin, tereyağı, hamur işi, kızartmalar, çay, kahve, kola, çikolata, hormonlu sebze ve meyveler, dondurma, şekerleme, kırmızı et, açık süt, ekmek ve bilumum tüm paketlenmiş gıdaların bir şekilde sağlığa zararlı olduğu açıktır. Şimdi bu ürünleri kullananların tamamı haram mı işlemiştir?  

Terli terli su içmek, cereyanda yatmak, güneşte dolaşmak, parasızlıktan kışın yakacak bulamamak, musluk suyu içmek, masa başında çalışmak, aşk acısı çekmek, otobüsle seyahat etmek, hava kirliliği bulunan şehirlerde yaşamak, sağlık koşulları uygun olmayan fabrikalarda asgari ücretle çalışmak,  gibi pek çok eylem de sağlığa zararlıdır. 

Şu gün tıp otoriteleri kerameti kendinden menkul “stres” diye bir şey icat etmişler ve anlamlandıramadıkları tüm hastalıkları (%50’den fazla) ona bağlamaktadırlar. Yani stres sigaradan bile sağlığa zararlıdır. O zaman stres yaratan her şey haram mıdır? Büyük şehirde yaşamak, İstanbul trafiğinde araba kullanmak, haberleri izlemek, ÖSS’ye girmek, işsiz kalmak, evlenememek, hadis okumak, maddi sıkıntılar çekmek ve bunun gibi strese sebebiyet veren on binlerce uygulama da mı haramdır? 

Ayrıca İslam’ın bazı emirleri de: “Mutlak gaye sağlıklı bir yaşam” ilkesiyle çelişmektedir. Örneğin; bu yıldan sonra artık 15 sene boyunca yaz aylarına denk gelecek oruç, sağlığa zararlı olacaktır. Kimse bana “11 ay boyunca çalışan midenin bir ay dinleneceği” ve “oruç tut sıhhat bul.” teranelerini okumasın. Özellikle yaza gelen oruç, sağlık vermek şöyle dursun bilakis sağlığa zararlıdır.  Gene aynı şeyi hac farizası içinde söyleyebiliriz. Her ne kadar uçağın, klimanın ve lüks otellerin yaygınlaşmasıyla haccın zorluğu biraz hafiflemiş olsa da gene de Hac bünyesinde sağlığa zararlı pek çok öğe bulundurur. Siz, bir de geçtiğimiz asra kadar dünyanın bir ucundan atla, deveyle çölleri aşarak hacca gelenleri ve çektikleri çileleri düşünürseniz haccın hiç de sağlığa yararlı bir yanı olmadığını görürsünüz. Cihat emrinin de sağlığa faydalı hiçbir tarafı bulunmamaktadır. Hatta savaşta yaralanmayan yahut şehit düşmeyenlerin bile sıkıntı ve yokluklardan ötürü sağlığını kaybetmesi çok doğaldır. Örneğin; Çanakkale savaşında 250 bin şehidin yalnızca 50 bini İngilizler tarafından katledilmiş, geri kalan 200 bin kişi ise tifo ve kolera salgınından şehit düşmüşlerdi. Herkesin evinde doğalgaz ve musluklardan şarıl şarıl su aktığı son 30 yılı saymazsak, gusül almak için kışın ortasında dereden su getiren ve bu suyu güç bela ısıtıp donmakla yaşamak arası bir vaziyette gusül alan dedelerimizin bu ibadetle sağlık bulduklarını kimse söyleyemez.  

Velhasıl sağlık sloganı yalnızca sigara ve benzeri üç beş işe gelen şeye karşı dalgalandırılmış, onun haricindeki konularda ise zuladan durum ve koşula göre çıkarılmayı bekler bir vaziyettedir. Eğer sağlığa zararlı her şey haram diyenler, biraz ciddi ve samimilerse yukarıda sıraladığımız şeylerin tamamını yapmasınlar. Ya da en azından bunların da haram olduğunu belirtsinler.  

Elbette ki bu satırlardan sigara taraftarı ve sağlık düşmanı olduğumuz anlaşılmasın. Bir illet olan sigara başta olmak üzere sağlığa zararlı olan her şeyin kullanımı konusunda halkımızı bilinçlendirmemiz gerekir. Ancak bunu ALLAH’a iftira atarak ve kendimizi din koyucu görerek yapmamalıyız. Sağlığa zararlı eylemler yapanlara gıcık olduysanız zaten cezalarını dünyada görüyorlar. Bir de ahirette de mi yanmalarını isteyecek kadar sadistsiniz? 

2. İslam’daki tüm haramlar sağlığımızı korumak içindir. Bu iddia da boş ve her şeyin merkezine dünyayı yerleştiren bakış açısının tezahürüdür. Öncelikle İslam’daki tüm haramlar, ALLAH “haram” dedi diye haramdır. Onun haricinde Rabbimiz, bazı haramların illetini belirtmiş, bazılarındaysa bir gerekçe göstermeden haram etmiştir. ALLAH hikmetsiz iş yapmaz. Bu haramların bazılarının hikmetlerinden birisi sağlık olabileceği gibi, sırf imtihan olsun diye de konulmuş olabilir. En doğrusu hikmetinden sual sorulmaz kaidesini uyarlamak ve “Sadak ALLAH’ul azim” demektir.  

6:145 De ki: “Bana vahyolunanlar arasında; leş, akıtılmış kan, domuz eti ki pistir ve fasıklık olarak ALLAH’tan başkasına adanmış kurbandan başka bir haram yiyecek bulamıyorum. Fakat kim zorda kalırsa taşkınlık yapmadan ve sınırı aşmadan yiyebilir. Rabbin çok bağışlayıcı ve merhametlidir.    

3. Sağlığa faydalı her şey helaldir: Kuran’da, sağlığa zararı olmayıp da haram edilmiş pek çok şey vardır. ALLAH’tan başkasına adanmış kurban gibi. (2:173; 16:115; 5:3) Aynen bizim yediğimiz et nevasında olan bu kurban herhangi bir şekilde sağlığa zararı olmamasına rağmen haram kılınmıştır. Gene ALLAH’ın adı anılmayan etler için de bu geçerlidir. Domuz etinin haram olması sağlığa zararlı olduğu için değil pis olduğu içindir. Pisliğin içerisini nasıl doldurursanız? Sırf bu zihniyet yüzünden domuz etinin artık helal olduğunu söyleyecek kadar küstahlaşanlar bile çıkmıştır. Onlara göre, günümüz hijyen koşullarıyla domuzun sağlığa zararlı olma özelliği ortadan kalktığından helal olmuşmuş. Aynı mantalite sahipleri, sağlığa yararlı olduğuna dair bir “hadis” ortalarda dolaşıyor diye her gün bir kadeh şarabı helal ve gerekli görmektedirler.  

Bu uydurma “modern mecelle” maddesine dayanılarak işlenen ikinci cürüm ise; başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık personelinin namahrem kabul edilip, onlara karşı tesettür vacibiyetinin bulunmayışına yönelik telkinlerdir. Öyle ki; durum telkinden de öte bir farzı mutlak olmuştur. İki satırda açığa vurduğumuz bu gerçeğin söylemesi bile büyük bir cesaret istemektedir. Öyle büyük bir “mahalle baskısı” yapılmakta ki, eşcinsellerin bile kendilerini rahatça, alelade ve pervasızca ifade edebildikleri yurdumuzda, Kurani bu emri dillendirmek deccallıktan öte algılanmaktadır. Bu hususta en uç örnekler karşısında en radikal grupların bile sus pus olduklarını görmek hayret verici. 

Örneğin; yakın zamanlarda medyada tesettürlü (iş haricinde) bir bayan doktorun bir hastanın testis filmlerini çekmediği iddiasıyla büyük fırtınalar kopartıldı. Bu sav karşısında İslamcı medya kökten bir savunma gerçekleştirerek olayı tekzip ettiler. Hatta “Vakit”[3] gazetesi bile bu kervana dâhildi. Onlara göre bile bu durum kabul edilemez olsa gerek ki böyle takındılar. Tek bir kişi bile çıkıp: “Erkek doktor yok mu? Neden o bayan bu filmi çekmek zorundaymış.” diyemedi?  

24:31 Mümin kadınlara de ki: Gözlerini kıssınlar. Namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünenler müstesna süslerini göstermesinler. Başörtülerini degajelerinin[4] üzerine vursunlar. Süslerini; kocaları, babaları, kayınbabaları, oğulları, kızları, üvey oğulları, kardeşleri, erkek kardeş oğulları, kız kardeş oğulları, kendi kadınları, cariyeleri, erkeklikten kesilmiş hizmetçileri ve kadınların avret yerlerini anlayamayacak küçük çocuklar haricinde kimseye göstermesinler… 

Halbuki Kuran tesettür ayeti olarak tanımladığımız (24:31) ayetinde kimlerin namahrem olduğunu detaylı bir şekilde vermiş, geri kalan herkesin mahrem olduğunu emretmiştir. Erkeklikten düşmüş kölelere varıncaya değin ayrıntılı bir şekilde herkes sayılmıştır bu ayette. Ve ne doktorlara ne de sağlık personeline en ufak bir atıf yoktur. “O zamanda doktor mu vardı?” demeyeceksiniz sanırım. Hekimlik en eski mesleklerden biri olduğu gibi, o zamanda bulunmuyor olsa bile (!) ALLAH’ın doktor diye bir şeyin ortaya çıkacağını bilmediğini öne sürmek apaçık saygısızlıktır.  

Kadın ve erkeğin avret mahallerinin tüm sağlık personeli tarafından görülmesi iki tarafa da haramdır. Bırakın jinekologu, bir bayanın erkek diş hekimine, erkeğinde bayan dişçiye gitmesi bile caiz değildir. Bu durumun tek bir istisnası vardır; o da acil bir vaka olması ve muayyen bölgede hemcins bir sağlıkçının bulunmayışıdır. Bu müstesna durumda bile hastanın yanında velisinin bulunması zaruridir. İster yobaz ister çağdışı denilsin, ALLAH’ın emri budur. Ama “Hipokrat” yemini var diyen amelelerden değilsinizdir umarım. Değil yalnız Hipokrat; Pisagor, Öklit, Arşimet, Pastör, Akşemsettin ve İbni Sina gibi tüm bilginler üzerine yemin edilsin, üzerine de Kuran’a el basarak vallahi, billahi ve tillahi denilsin gene de sökmez.  

Tabi ki toplumsal bir yara olan bu sıkıntıyı çözmek, üç beş dirayetli sağlık personelinin kapasitesinin çok üzerindedir. Başta devlet olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının da açıkça destek vermesi gerekir. Öyle değil mi? %99’u kimlik kartında Müslüman yazan bir ülkede yaşıyoruz. Halkın %50’si dinsel, %30’u da namus gerekçesiyle bu söylediklerimize taraftardır. Her ne kadar günümüzde halka, devlet hastanelerinde kendi doktorunu seçebilme hakkı verilmiş olsa da bu yeterli değildir. Müslüman bayanların sadece kadın personeli bünyesinde barındıran hastanelere sahip olması en temel insan haklarından sayılmalıdır. Kimsenin doktor diye elin adamına orasını burasını gösterme zorunluluğu olmamalıdır. Özel sektörün de bu ihtiyaca sağır kalmaması gerekir. Sadece bayanlardan tüm insan kaynakları oluşan özel hastanelerin açılması zaruridir.  

Piyasada “Kurancılık” yapıp da modernite mevzu bahis olunca: “Kuran’da her şey yazıyor.” diyip böylesine hassas konularda üç maymunu oynayanlara da buradan teessüflerimi yolluyor ve kendilerini kınıyorum. Şunu bilsinler ki hadisler ve Sünnilik bile moderniteyle bir şekilde uyumlu hale getirilebilir, Kuran asla. Bu avanaklar, çağdaşlık adına Kuran derlerken, yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarının farkında bile değiller. Biz bu vesileyle, Kuran’a sırf laikçi güdülerini teskin etmek adına yaklaşanların çabalarının beyhude olduklarını belirtiyor ve Kuran’ın önünde daha fazla gölge yapmadan, ateist mi deist mi ne zıkkım oluyorlarsa olmalarını ve yolumuzdan çekilmelerini salık veriyoruz.

                                                                 DEVAMI>>>

 

[1] Kuran’da bu manayla ilişkilendirilebilecek değil bir ayet, bir işaret bile yoktur.
[2] Modern Türkiye’de hadis uydurmak, yerini ayet sallamaya bıraktı. Çarşıda, pazarda, kahvede, stadyumda, hastanede, parkta velhasıl her yerde görebileceğiniz kravatlısından şalvarlısına cahiller, bir söz ortaya atıp argüman olarak da Kuran’da yazıyor diyorlar. Hatta bu kelamların bazısı tutmuş olacak ki umuma mâl oldu bile. Halbuki 300’ün üzerinde Türkçe meal var. Ve dipnotları hesaba katılmazsa bir Kuran meali ortalama 300 sayfa civarındadır. İnsan en azından bir kere okur ve onda ne yazıp yazmadığını öğrenir. Bu halk, helakı çoktan hak ediyor. Ancak Mevlam gerçekten Rahman ve Rahim.
[3] Vakit gazetesi radikal dindar ayaklarına yatıyor olduğundan onları “bile” olarak vasıflandırdık.
[4] Bu kelime de aynen ziynet kelimesinde olduğu gibi anlamı kayarak ve daralarak geçmiştir. Dilimizde “cep” olarak bildiğimiz bu kelimenin aslı koyundur. Aynı kelime ( 27:12 ) ayetinde Hz. Musa’nın elini koynuna sokması bahsinde tekil olarak kullanılıyor. Kadın boyun açıklığına “degaje” dendiği için ceyb kelimesinin en uygun karşılığının “degaje” olduğunu düşündük.




Suyumuz bitse kim bize su indirebilir

 
  Bugün 35 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=