ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  MALİKİ MEZHEBİNDE ELBİSE
 
MALİKİ MEZHEBİNDE ELBİSE

1. Elbise, cildin rengini hemen belli etmeyecek derecede sık ve ka­lın olmalıdır. Dikkatle bakınca cildin rengini belli eden bir elbiseyi giymek mekruhtur. Bu elbise ile namaz kılanın, namazını vakit içinde yeniden kılması gedekir. Elbise şeffaf olup cildin rengini he­men belli ediyorsa bununla örtünme olmaz. Bu şekilde kılınan na­mazın mutlaka iade edilmesi gerekir.

2. İnce veya dar olduğu için organın şeklini belli eden (muhaddid) bir elbiseyi giymek mekruhtur. Bağlanmak sebebiyle or­ganı belli eden elbise de böyledir. Çünkü bu, bir şahsiyetsizlik sayılır ve selefin elbisesine muhalefet edilmiş olur. Ancak rüzgar vurması veya ıslanması sebebiyle vücuda yapışıp organları belli edecek bir el­biseyi giymenin mahzuru yoktur.[
[1]] Çok dar veya şeffaf elbise giyen kadın çıplak gibi olur. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Giyinmiş fakat çıplak kadınlar, kıvrak bir şekilde yü­rüyerek erkeklerin yüreğini hoplatan (ilgisini çeken) kadınlar cen­nete giremiyecek ve kokusunu hissedemiyeceklerdir. Halbuki cenne­tin kokusu beşyüz yıllık yoldan hissedilir.”[[2]]

3. Ne erkek ne de kadın için belli bir elbise modeli yoktur. Çok dar olmamak ve altını göstermemek şartıyla her model elbise giyile­bilir.


ŞAFİİ MEZHEBİNDE ELBİSE

Elbisede şart olan organın şeklini belli etse de cildin rengini belli etmemesidir. Elbise organın her tarafını örtmelidir. Cam, saf su ve şeffaf elbise ile örtünme meydana gelmez. Karanlık da başlı başına bir örtü değildir. Vücudu boyama ile örtünme meydana gelmez. Çünkü boya her ne kadar rengi örtse de bir örtü sayılmaz. Ayrı bir varlığı (cirm) olmadığı için pek incedir. Çamur ve bulanık su böyle değildir. Onlarla örtünme meydana gelir.[
[3]]

Dar elbiseye gelince (mesela dar pantalonlar gibi) bunları da ka­dınların giymesi mekruh, erkeklerin giymesi de hilaf-ı evladır.[
[4]]


ÖRTÜNMENİN DİNDEKİ YERİ

Hz. Peygamber tarafından tebliğ edildiği kesin olarak bilinen hü­kümlere ve haberlere zarurat-ı diniyye denir. Her müslümanın bun­ları olduğu gibi kabul ve tasdik etmesi gerekir. Bunlardan birinde te­reddüt veya şüphe etmek kişiyi imansız bırakır.

Kur’an-ı Kerîm Allah’ın kelamıdır. Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem indirilmiş ve ondan bize tevâtüren ulaşmıştır. Müs­lümanlar Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem zamanından beri Kur’an-ı Kerîm’e büyük itina göstermişler, hem yazıyla hem de milyonlarca hafızın zihninde ve hafızasında bize kadar ulaştırmış­lardır. Bugün yeryüzünde bulunan Kur’an nüshalarının her biri di­ğerinin aynıdır. Elimizde bulunan Kur’an-ı Kerîm’in Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e indirilmiş olan Kur’an’ın aynısı oldu­ğunda hiç bir tereddüt yoktur. Onun için Kur’an-ı Kerîm’i, hiç şüp­heye düşmeden kabul ve tasdik etmek gerekir. Aynı şekilde Kur’an-ı Kerîm’in kesin ve açık olarak belirttiği bütün hükümleri hiç tered­düt göstermeden kabul etmek icabeder. Namaz, oruç, zekat vb. hükümlerin farz olması hırsızlık, zina, faizin haram olması gibi emir ve hükümler nasıl açık ve kesin ise örtünme ile ilgili hükümler de açık ve kesindir. Bu emir ve hü­kümleri kabul etmeyen bir şahıs derhal imanını kaybeder ve kafir olur.[
[5]]



İNSANLIĞIN DURUMU

İnsanların bir kısmı samimi olarak müslümandırlar. Bunların kalplerinde ne varsa dillerinde de o vardır. İslâmî hakikatlere doğru bir biçimde inanırlar ve bunu itiraf ederler. İşte gerçek müminler bunlardır.

İnsanların bir kısmı da kafirdirler. İslâmın hükmünü kabul et­mez ve kendi yanlış inançlarını açığa vururlar. Bunların durumları belli olduğu için müminlerin onlara karşı tavır alması kolay olur.

Bir kısım insanlar da münafıktırlar. İçlerinde olanı açığa vur­maz, kafir oldukları halde kendilerini mümin gösterir, müslüman­ları aldatmak isterler.

Deme düşmana düşman elinde silahı ola
Veli müşkil budur sûret-i haktan gele.


Bunlar dost görünen düşmanlardır. Bu gibilere karşı tavır almak çok zordur. Müslümanların önemli bir kısmını aldatıp kendilerine destek sağlıyabilir ve fesatlarını sürdürebilirler. Müslümanların asıl düşmanları bunlardır. Bunlara karşı korunmak gerekir. (Münafikun Suresi ayet 4)

Bunlar yalancıdırlar. Kafir oldukları halde yalan söyler, gerekirse yemin eder kendilerini müslüman göstermeye çalışırlar. (Münafikun Suresi ayet 1) Çok korkaktırlar, en küçük bir sesi ve en küçük bir davranışı aleyhlerinde zannederler. (Münafikun Suresi ayet 4)[
[6]]



KUR’AN-I KERİM NE DİYOR?

Kendilerini müslüman zanneden ama İslâm’ın bazı hükümle­rini kabul etmeyenlerle ilgili Kur’an-ı Kerîm’de çok sayıda ayet var­dır. Konumuzla ilgisi dolayısıyla Nisa Suresinin 60. ayetinden 65. ayetine kadar olan kısmını okuyalım:


“Sana indirilmiş olan Kur’an-ı Kerîm’e ve senden önce indiril­miş bulunan mukaddes kitaplara inandıklarını zannedenleri gör­mez misin, tağuta göre yargılanmak isterler! Halbuki, onlar tağuta karşı çıkmakla görevlendirilmişlerdir. O şeytan onları pek derin bir sapıklığa düşürmek ister.

Onlara, «Geliniz, Allah-ü Teâlâ’nın indirmiş olduğu Kur’an-ı Kerîm’e ve Hz. Muhammed’e başvuralım.» denince o münafıkları görürsün ki, senden hep kaçınırlar.

Bizzat elleri ile yaptıkları şey yüzünden başlarına bir felaket gel­diği zaman halleri ne olacak? Bu defa da sana gelirler, «Vallahi mak­sadımız sırf bir iyilik yapmak ve arayı bulmaktı.» diye yemin ederler.

Onlar var ya, Allah onların kalplarinde olanı bilir. Onlara al­dırma, onlara öğüt ver ve kendi haklarında onlara etkili söz söyle.”


                                               DEVAMI >>>

[1] Bu bilgiler için bk. Damad, a.g.e., C. II, s.531 vd. (Faslün fi’l-lübs) ile Ömer Nasuhi BİLMEN’in Büyük İslam İlmihali s.429 vd. 8. Kitap, (Giyilmeleri ve Kullanılmaları Lazım ve Caiz Olup-Olmayan Şeyler)54- Ömer Nasuhi BİLMEN, Muvazzah İlm-i Kelam, İstanbul 1972, s.102; Bekir TOPALOĞLU, (İslam İtikadı Açısından Kıyafet ve Örtünme’ kitabı içinde) İstanbul 1987, s.15 vd.

[2] Muhammed ‘Uleyş, a.g.e., C. I, s.136.

[3] Ebu’l-velid b. Rüşd, el-Mukaddimât (el-Müdevvene ile beraber) Matbaa-i Hayriyye, 1325, C. I, s.109.

[4] Ahmed b. Hacer el-Heytemî, a.g.e., C. II, s.111-112.

[5] Abdülhamid eş-Şirvânî, Tuhfe haşiyesi II, 112. (Bu görüş, Nihâye ve Muğnî’den nakledilmiştir).

[6] Ömer Nasuhi BİLMEN, Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Alîsi ve Tefsiri, İstanbul, C. I, s.18.

 
  Bugün 283 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=