ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  Kur’an Neslinin Oluşumu 1
 

Kur’an Neslinin Oluşumu ve Mekke’deki İlk Yapılanma

Hamza Türkmen

 

Mekke'de vahye muhatap olup İslam'ı kabul eden ilk müslümanların nasıl sosyal bir yapılanma oluşturdukları, nasıl bir iç dayanışma ve işleyiş içinde bulundukları, mevcut siyer kitaplarında en az işlenen konulardan birisidir. Siyer kitaplarında ilk dönem müslümanlarının birliktelikleriyle ilgili bilgiler, daha ziyade ilk müslümanların kimler olduğu, hangi sahabenin hangi yıl İslam'a girdiği, kimlerin işkence gördüğü, Habeşistan hicretinin hangi yıllarda ve kimlerle yapıldığı şeklinde kronolojik değer taşıyan aktarımlara dayanmaktadır.

Oysa. 13 yıllık bir zaman dilimiyle ifade edilen Mekke döneminde müslümanlar tâbi oldukları peygamberleriyle birlikte zor ve meşakkatli günler geçirmişler. Egemen cahili yapının alay, iftira, sosyal ve ekonomik boykot içeren tavırlarına, işkencelere, öldürme vakıalarına ve ölüm tehditlerine karşı destansı ve onurlu bir direniş sergilemişlerdir. İlk Kur'an neslinin örgütlü küfür sistemi karşısında kimliğini bulandırmayan, mesajını eğip bükmeyen bu dilenişinin sürekliliği, ciddi ve programlı bir yapılanmanın oluşturduğu çok yoğun bir iç zindelikle sağlanabileceği açıktır.

Tağuti otoritenin hakim olduğu cahil bir toplumda yaşanıyordu. Vahyin ve Elçi'nin etrafında toplananlar ilahi çağrının gereklerine uyarak inzal olan tevhidi mesajı Rasul (s)'le birlikte gündeme sokuyorlardı. Sayıları azdı. Zayıftılar. Müşriklerin kendilerine bir zarar vereceklerini de kestirebiliyorlardı. Medine döneminde inzal olan Enfal Süresi'nde vahyin ilk yıllarında karşılaşılan tüm baskılara ve şiddete rağmen tevhidi mücadeleyi temellendiren ilk müslümanların tutum ve halleri tasvir edilmektedir:

"Düşünün ki bir zaman siz az idiniz, yeryüzünde hırpalanıyordunuz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allah, sizi barındırdı, sizi yardımıyla destekledi, sizi güzel şeylerle besledi ki, şükredesiniz."(Enfal, 8/26)

Ayetteki bu ifadeler ilk neslin oluşum seyriyle ilgili bazı çıkarımlarımızı yönlendirmektedir. Öncelikle sayısal azlık söz konusudur. Mekke müşrikleri ve müstekbirler tarafından hırpalanılmaktadır. Niçin hırpalanılmaktadır? Öncelikle akla gelen neden, ilk müslümanların kimliklerinin açıklığı ve mesajlarının egemenleri rahatsız etmesidir. Hırpalanma yanında daha ağır zararlara uğrayabilecekleri söz konusudur ve bu ihtimal onları korkutmaktadır. Ancak onlar hırpalanmalarına rağmen sinmemekte, haksızlık, zülüm ve şirk karşısında Rablerinin yardımına inanarak vahye tanıklıklarını sürdürmeye devam etmektedirler. İnsan olmanın zaafları nedeniyle belki korkmaktadırlar; ama inançlarına bağlılıkları, birlikteliklerine güvenleri ve mücadele kararlılıklarıyla Rabblerinin yardımını ummakta, O'na dayanmakta ve vahyi mesajı gündemleştirmeye devam etmektedirler. O halde ilk müslümanların birlikteliği içe kapanık, kimlik ve mesajlarını gizleyen bir düzlemde değil; mücadele zemininde ve mesajlarını gündeme sokabilen bir eylemlilik içinde gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Aynılaşmayı Mücadele Zemininde Oluşturma

Zülüm ve şirkin egemen olduğu toplumsal bir yapıda ortaya konan tevhidi çağrı, kendini hissettirdiği oranda ve o çağrıyı taşıyanların, taşıdıkları mesaja tanıklık etmeleriyle etki uyandırabilirdi. İlk İslam halkası, Rabbi'nden aldığı ilahi mesajı ileten ve ona tanıklık eden Rasulullah'ın çağrısına kulak verenlerle oluşmuştu. Kalkıp uyaran, Rabbini tekbir eden ve insanları her türlü kirlilikten arındırmağa çağıran Rasül'ün bu çağrısı bizatihi çağrısına "tanık"lığı ile anlam kazanıyordu.

"(Ey insanlar)! Doğrusu biz size üzerinize şahitlik edecek bir elçi göndendik; nasıl ki Firavun'a da bir elçi göndermiştik."(Müzzemmil, 73/15)

İlk dönem tebliğinin üç yıl gizli yapıldığını işleyen siyer kitapları Rasulullah'ın açık "şahitliği" ile bu gizlilik tavrının nasıl bağdaştırılacağı hakkında ciddi hiç bir değerlendirme içermemektedir. Konunun farkına varan Montgomery Watt, gibi müsteşrikler ise "tanık" (şahit) olarak isimlendirilen Hz Muhammed'in şahadetinin anlamını sosyal pratikten kopartıp Hesap Günü'yle irtibatlandırmaya çalışmışlardır. Mekke dönemiyle ilgili teferruatlı çalışmaları bulunan Watt'ın vahyin ilk döneminde Rasulullah'ın şahitliğinin sosyal pratik içinde örneklik oluşturmak anlamına geldiğini bilmemesi mümkün görünmüyor. Watt mesajın ve tebliğin gizliliği iddiası veya gizli kalması hali ile egemen cahiliyyenin çıkarları arasında yararlanacakları bir bağ kurmuş olmalı ki, eserlerinde Rasulullah'ın şahitliği anlayışını sosyal pratikten koparmaya çalışıp vahyin tebliğinin ve ilk yapılanmanın gizliliği anlayışına katkıda bulunmaya çalışmıştır.1

Oysa Rasulullah'ın açık uyarısı ve şahitliği ile insanların ilgisi çekilebiliyor ve İslam'a giren ilk nesil için vahye ve ahitlere sadakat anlayışının ancak sosyal pratik içindeki şahitlikle anlamlı olabileceği ilk surelerde belirtiliyordu:

"Emanetlerini ve ahitlerini gözetirler. Şahitliklerini yaparlar. Namazlarını korurlar."(Mearic, 707 32-34)

Rasulullah'ın uyarısı ve çağrısı insanları Kur'an'a ve kelimeyi tevhide çağrıydı. Daha ilk ayetlerde "La ilahe İlahu"2 lafzıyla işaret edilen kelimeyi tevhid, aynı zamanda İslam'a giren müslümanlar için bir akidleşmeydi. Fatiha Süresi'yle Rabbimize kulluk etme ve yardım dileme eylemini "biz"3 kavrayışı içinde gerçekleştirme sorumluluğu Kitab'a ve Rasul'e inanan müslümanlar arasında birlikte yaşama bilinci açısından bir taahhütleşmeyi oluşturuyordu. Bu birliktelik tevhidi ilkelerin şahitliğini üstlenecek, ilkeleri Kur'an'la belirlenen ve Rasulullah'ın örnekliği ve eğitimiyle şekillenen ilk Kur'an neslini, ilk İslami yapılanmayı ifade ediyordu. Rasulullah'ın çağrısına tabi olan müslümanların birliktelikleriyle ilgili keyfiyeti Mekke dönemi için adeta özetleyen ayetlerden birisi şudur:

"Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Rasul'e, o ümmi Nebi'ye uyarlar. O ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O'na inanan, destekleyerek O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır." (A'raf, 7/157)

Demek ki Mekke dönemindeki ilk İslami yapılanma, Rasul'e bağlılık ve getirdiği mesaja itaat üzerinde şekilleniyordu. Rasul(s)'e itaatin gerekliliği Medeni sürelerde mükerreren vurgulanırken Mekke dönemine de atıf yapılıyordu. "Hiçbir Rasul göndermedik ki, Allah'ın izni ile kendisine itaat edilmemiş olsun"4. Ve kendisine itaat edilen Rasul de Rabbimizin yöneltmesiyle "... Eğer yolu bulursam, bu Rabbimizin vahyetmesi sayesindedir.."5 diyor ve böylece de hidayet kaynağımızın Rabbimizin Kitab'ı olduğunu açıkça belirtmiş oluyordu. İlahi mesaja tabi olan müslümanlar, tevhidi ilkeler etrafında aynılıklarını oluştururken, Rasul'ün şahsında vahye ve birlikteliklerine besledikleri aidiyetleri ile de İslami kimliklerini belirginleştiriyorlardı.

Kur'an Merkezli Eğitim ve Kadro Oluşumu

Vahyin ilk dönemlerinde inzal olan ayetlerin vurgusu, Kitap merkezli bir eğitim ve birliktelik konusuna yeterince dikkatleri çekmektedir. Müzemmil Süresi'nin son ayetinde Rasul ve onunla beraber olanların birlikteliklerine ve ortak eğitimlerine işaret edilirken6 şu ayetlere atıfta bulunuluyordu:

"Bir kısmı hariç geceleyin kalk, gecenin yansında veya daha azında veyahut daha fazlasında tertil üzere Kur'an oku" (Müzzemmil, 73/2-4)

Ancak Müzzemmil Süresi'nin son ayetiyle Kur'an'ın yoğun bir şekilde Rasul ile birlikte sürekli okuma-öğrenme eylemi içinde olanlara bir müddet sonra serbestlik tanınmaktadır. Müzzemmil Süresi'ndeki müslümanların iç eğitimleriyle ilgili vurgulardan anlaşılan şudur: Egemen şirki reddetme çağrısı çerçevesinde Rasul ile inanç ve amelde aynılaşma kararlılığını gösteren kişileri bekleyen ilk görev, vahyi mesajın kavranmasıdır. Cahiliyyeye karşı çıkmanın mantığı da; kulluk bilincini kavramanın, Rabbimizin emir ve bildirimlerini öğrenmenin yolu da idraklerin diri olduğu günün belirli saatlerinde "tertil" üzere yani ciddi, sürekli ve programlı bir şekilde Kur'an okuma eylemiyle sağlanmaktadır. Bu eylemle ilgili Müzzemmil Sûresi'ndeki işaretlere bakıldığında, İslami mesajı kabul eden insanların eğiticileri rehberliğinde, belirli bir dönem, sürekli ve yoğun bir eğitime tabi tutuldukları kavranılabilmektedir.

Ancak bu okuma eylemi doğru kavranmalıdır. Gecenin uygun vakitlerinde Rasul'le birlikte gerçekleştirilen, Kur'an okuma eylemi sadece inzal olan ayetleri okuyarak yapılan bir tekrarlamama mıdır? Bu eylemi kendisine "hikmet' verilmiş olan Rasul'le birlikte gerçekleştiren ilk müslümanların bu programlı eğitim zamanlarında sadece Kur'an lafızlarını okuyup tekrarlamakla yetindiklerini düşünebilir miyiz?

"Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmetini hatırlayın"7 ayetini "... Kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, kendilerini yücelten ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi"8 ayeti ile irtibatlandırdığımızda bu okuma eylemini ayetlerin okunup öğrenilmesi yanında bu ayetlerin hikmetinin, yaşanılan sorunlarla irtibatının ve ayetlerin işaretleri doğrultusunda ne gibi pratik açılımlar gösterilebileceğinin de kavranması anlamına geleceği açıktır.

O halde inzal olan ayetleri "bilgi", "emir" ve "nehiy" bağlamında kavrayan ilk müslümanların, kendisine "hikmet (hükmetme isabeti, basiret) verilmiş olan Rasullerininin eğiticiliğinde bu ayetlerin vakıaya nasıl tekabül ettiğini, karşılaşılan sorunları bu ayetler ışığında nasıl değerlendirip siyasi, taktik veya stratejik bir tavır izlemeleri gerektiğini tayin ve tesbit ettiklerini söyleyebiliriz.

Evlerinde okunan Kitabı ve hikmeti hatırlama9 ihtarı, müslüman olmayanlarla yapılacak tartışmalarda "hikmetle ve güzel öğütle" çağrıda bulunmanın ve onlarla "en güzel şekilde mücadele et"menin10 yolunun önceden muhkem ayetler ışığında veya bu çerçevede alınan kararlar doğrultusunda belirlenmiş olduğu ve müslümanların da bu konuda eğitilmiş bulunduklarını büyük ölçüde hissettirmektedir.

Kafirlere karşı Kur'an'la büyük cihad edilmesini emreden Rabbimiz11 Kur'an'ın ağır ağır okunabilmesi için O'nu okuma parçalarına ayırıp azar azar indirdiğine işaret etmekte12 ve Rasulü'ne de "bir kerede indirmediği", "tertil" üzere ilettiğini13 bildirmektedir.

Bu vurgular, hem eğitim ve tebliğ sürecinde merhalelerin gözlendiğine, toplumu ve nefisleri değiştirme metoduna önem verildiğine, hem de Kur'ani mesajı taşıyan dışa dönük bir kimliğin ciddi bir eğitim süreci ile oluşturulabileceğine işaret etmektedir. Biz bu sürecin, daha vahyin inzal olduğu ilk yıllardan başladığını, İslami şahitliği ve birlikteliği anlamlı kılan bir iç yoğunlaşmayı sağladığını, Müzzemmil Sûresi bütünlüğünde açıkça görebilmekteyiz.

Vahyin ilk dönemlerinde sözünü ettiğimiz yoğun iç eğitimin, Rasul'le birlikte İslami mücadeleyi taşıyabilen ve İslami kimliği temsil edebilen güçlü bir kadronun oluşmasına imkan sağlandığını savunabiliriz:

"De ki: işte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar, basiret üzere insanları Allah'a çağırıyoruz..." (Yusuf, 12/108)

Rabbimiz, ilk nesilden ve tüm müslümanlardan O'na yaraşır bir şekilde cihad edilmesini ve Rasul'ün şahitlik ettiği gibi insanlara şahitlik edilmesini isterken14, "hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif" etmediğini de bildirmektedir15, O halde İslami mücadeleyi, tevhidi şahitliği ve İslami kimliği taşıma mükellefiyeti, eğitimle üstesinden gelinebilecek bir görevdir. Kur'an'ın öngördüğü eğitim ise pratiğin içinde ve pratiğe dönük bir "talim" çabasıdır:

"... Talim ettiğiniz Kitab gereğince Rabb'e halis kullar olun..."(Al-i İmran, 3/79)


                                                     DEVAMI >>

 
  Bugün 104 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=