ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  KADINLARIN ÖRTÜNMESİ
 

KADINLARIN ÖRTÜNMESİ

Kadınların örtünmesiyle ilgili hükümler Nur Suresinin 31. aye­tinde oldukça ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir:

“... Görünen kısım dışındaki ziynetlerini açmasınlar...”

Ziynet, süslenecek, bezenecek ve donanacak şeye denir.[[1]] Kadının ziyneti olarak düşünüldüğü zaman takıları, giyimi ve kuşamı anlaşı­lır. Bunların alımı satımı, üretimi ve başkalarına gösterilmesi konu­sunda bir yasak bulunmadığına göre burada anlaşılması gereken şey bu ziynetlerin bulunduğu organların açılmamasıdır.[[2]]

Kadının takıla­rının bulunduğu organları; başı, saçı, kulağı, yüzü, boynu, göğsü, pa­zusu, kolu, eli, baldırı (bacağın dizden ayağa kadar olan kısmı) ve ayağıdır. Başta taç veya süslü bir şapka bulunur. Saçlar çeşitli şekil­lerde örülür ya da boncuklarla süslenir. Boyun ve göğüste gerdanlık­lar olur. Boyundan koltuk altına kadar uzayan, süslü taşlarla bezeli ve işlemeli bir bez, bir hamail takılır. Pazuda pazubent, kolda bilezik, kulakta küpe, ellerde yüzük ve boya, baldırda halhal[[3]], yüzde sürme bulunur.[[4]] Bunların dışındaki organların zineti de elbisedir. “... Zi­net yerlerini açmasınlar...” emri organların tamamını kapsar. Eğer ayette bazı zinet yerleri için bir ayrım yapılmamış olsaydı müslüman kadının tepeden tırnağa her tarafını kapaması ve ancak süslü ve gü­zel olmayan elbiselerle bütün organları kapalı olarak dışarı çıkması gerekirdi.

Ayette belirtilen
“... Görünen kısım...”
yani görünen zinet nedir? Şimdi bununla ilgili hüküm ve görüşleri inceleyelim.



GÖRÜNEN ZİNET


Elbise kadının görünen zinetidir.[[5]] Elbisenin gösterilmesine mü­saade edilmiş, kumaşın rengi, cinsi ve elbisesinin modeli konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Elbise konusuna daha sonra değinile­cektir.

Kadının yüzü ve elleri de görünen zinet yerleridir. Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas (r. anhüm) demişlerdir ki,
görünen zinet kadının sürmesi ve yüzüğüdür. Abdullah b. Abbas (r. a.) her ne kadar kadının yalnız ayakkabısının ve çarşafının görülebileceğini[[6]] belirtmişse de yüzün ve ellerin görülebileceğine dair deliller kuvvetlidir. Ahzab Suresinin 52. ayetinde Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyrulmaktadır:

“Bunlardan sonra başka kadınlar al­mak, ya da bunları boşayıp da yerlerine başkaları ile evlenmek sana helal olmaz; güzellikleri hoşuna gitse bile ...” Bir insan ancak yü­zünü gördüğü kadının güzelliğinden hoşlanacağından bu ayet, kadı­nın yüzünün görülebileceğini göstermektedir.[[7]]

Bir gün Hz. Ömer hutbede,

“Dikkatli olun, kadınların mehirlerini artırmayın.” dedi.

Bunun üzerine hemen yanakların esmerin kırmızı kadın söze karıştı ve dedi ki, “Bu senin görüşün mü, yoksa Hz. Peygamber sal­lallahü aleyhi ve sellem’den mi duydun. Biz Allah-ü Teâlâ’nın kita­bında, senin söylediğinin aksini buluyoruz. Allah-ü Teâlâ şöyle bu­yuruyor: “Eğer bir kadını boşayıp yerine başka bir kadını almak isti­yorsanız, ilkine kantar yükü altın vermiş de olsanız hiç bir parçasını geri almayın.” (Nisa Suresi 20)

Bunun üzerine Hz. Ömer bir ara şaşkınlaştı ve şöyle dedi: “Herkes Ömer’den daha anlayışlı, evlerindeki kadınlar bile.” Bu olayı bize ileten ravi, o kadının yanaklarının esmerin kırmızısı ol­duğunu belirttiğine göre demek ki, kadının yüzü açıktı.[
[8]]

Konu ile ilgili bir başka olay da Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ile alakalıdır.

Hz. Aişe validemiz (r. anha) buyuruyor ki, bir kadın Hz. Peygam­ber sallallahü aleyhi ve sellem’e bir mektup uzattı, hemen onun ko­lunu tuttu Kadın dedi ki, “Ya Rasûlullah ben size mektup uzattım almadınız.” Peygamberimiz buyurdu ki, “Bunun kadın eli mi, yoksa erkek eli mi olduğunu anlayamadım.” “Bu bir kadın elidir.” O şöyle buyurdu:

“Eğer sen kadın olsaydın tırnaklarının rengini kına ile değiştirir­din.” [
[9]] Bu hadis-i şerif de kadının eline bakabileceğine yani elin, gö­rünen zinet yerlerinden olduğuna delil olmaktadır. Zaten kadın er­keklerle ilgili işlerini görebilmek için yüzünü, alıp verebilmek için de elini açık bulundurmaya muhtaçtır.[[10]]

İmam Ebu Hanife (öl. 150h. /767m.) rahmetullahi aleyh’e göre kadının ayakları da görünen zinetlerindendir. Bu görüşü talebele­rinden Hasan b. Ziyad (öl. 204h. /819m.) rivayet etmiş ve Tahâvî de (öl. 321h. /933m.) aynı şeyi ifade etmiştir. Çünkü kadın nasıl yüzünü ve ellerini açmak zorunda kalıyorsa yalınayak ya da terlikle yürür­ken ayaklarını da açmak zorunda kalır. Çünkü her zaman bot ya da çizme bulamıyabilir.[
[11]] Çorabı da her yerde ve her zaman kolay değil­dir. Ayak, ayak bileklerinin altında kalan kısımdır. Yukarısına baldır denir.

İmam Ebu Yusuf’tan (öl. 192h. /808m.) rivayet edilen bir görüşe göre kadının kollarına da bakılabilir. Çünkü ekmek pişirirken ve çamaşır yıkarken kollarını zorunda kalır.[
[12]] Hz. Aişe (r. anha)’dan “bilezik ve yüzük yerlerinin görünen zinetler” olduğuna dair bir ri­vayet de vardır.[[13]]



BAŞÖRTÜNÜN AÇILABİLECEĞİ YERLER

Bir kadın, bazı erkekler yanında başını açabilir; bu husus Nur Su­resinin 31. ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

“... zinetlerini açmasınlar, ancak kocalarına, babalarına, kocaları­nın babalarına, kendi oğullarına, kocalarının oğullarına, erkek kar­deşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerine, kızkardeş­lerinin oğullarına, kendi kadınlarına, elleri altındaki cariyelerine, erkekliği kalmamış ele bakar hale gelmiş olanlara ve henüz kadınla­rın avretlerinin farkına varmamış çocuklara karşı açabilirler. Gizle­dikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Hepiniz Al­lah yoluna dönün ey müminler ki, sıkıntılardan kurtulabilesiniz.”

Yukarıda kadının süs yerlerinin baş, saçlar, yüz, boyun, göğüs, kulak, pazu, kol, el, baldır (bacağın dizden ayağa kadar olan kısmı), ayak olduğunu görmüştük. Bir kadın, ayette sayılan kişiler yanında bu organlarını açabilir. Bunlarla birlikte aralarında ebedi evlenme yasağı bulunan diğer akrabaları yanında da bu organlarını açabilir. Bunlar dayı, amca ve süt akrabalarıdır. Süt kardeş, süt baba, süt ana, süt amca, süt dayı, süt dede, süt kardeşin oğulları, süt oğulun ve süt kızın oğullarıdır. Çünkü aralarında ebedi evlenme yasağı bulunan kimseler birbirlerinin evlerine izin almadan girip çıkarlar. Kadın kendi evinde umumiyetle iş elbisesiyle bulunur, örtülü olmaz. Eğer Cenab-ı Hak kadının, aralarında ebedi evlenme yasağı bulunan ya­kınlarının yanında da örtünmesini emretseydi bu sıkıntı doğururdu.

Bu şahıslar, bakabilecekleri organlara dokunabilirler. Çünkü Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Hz. Fatıma’yı öper ve “Onda cennet kokusu buluyorum.” derdi. Bir yolculuktan döndüğünde önce onunla görüşür, kucaklaşır ve başını öperdi. Hz. Ebubekir de kızı Hz. Aişe’nin başını öpmüştür. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim annesinin ayağını öperse cennetin eşiğini öpmüş gibi olur.”

Ancak dokunma ve bakma hem kadının hem de erkeğin arzu duymaması şartına bağlıdır.
Eğer taraflardan biri diğerine arzu du­yarsa bakmak da dokunmak da haram olur.

Yukarıda da belirtildiği gibi bakma ve dokunma konusunda süt akrabalığı aynen soy akrabalığı gibidir. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem soy akrabalığı yolu ile evlenilmesi haram olanların süt akrabalığı yolu ile de haram olduğunu belirtmiştir. Bu konuda yaşanmış bir çok örnekler vardır.

Hz. Aişe (r. anha) bir gün Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sel­lem’e şöyle dedi: “Ya Rasûlullah ben ev kıyafeti içindeyken Eflah b. Ebî Kays odama giriyor.” Peygamberimiz buyurdu ki, “Efleh girebilir, çünkü o senin süt amcandır.”

Zeyneb binti Ümmi Seleme (r. anha) saçını tararken Abdullah b. Zübeyr yanına girer saçlarını tutar ve Zeyneb’e “Bana dön” derdi. Zeyneb onun süt kardeşiydi.[
[14]]


[1] Damad, a.g.e., C. II, s.538-542.

[2] Firuzabâdî, Kamus, Asım Efendi Tercümesi.

[3] Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. II, s.315-316; Şemsüddin es-Serahsî (öl. 483 h. /1090 m.), el-Mebsût, Mısır 1324, C. X, s.149 (İstihsan).

[4] Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.149.

[5] Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315

[6] Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315; Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.152.

[7] Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.152. Burada çarşaf diye tercüme ettiğimiz “müâle” kelimesidir. Müâle, bir ya da iki en kumaştan yapılır, kadınlar bununla bütün vücutlarınıbürüyüp örtünürler. Cilbab konusuna da bakınız.

[8] Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.316.

[9] Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.

[10] Nesaî, Zinet 18. Aynı hadis, küçük kelime değişiklikleriyle Ebu Davud, Tereccül 4 ve Ahmed b. Hanbel, C. VI, s.262 de geçmektedir. Her üçünde de el yerine “yed” kelimesi kullanılmıştır. Yed kelimesi Arapçada hem kol, hem de el anlamına gelir (Kamus). Bu hadis-i şerif, Ebu Yusuf’a ait olan kolun açılabileceği görüşünü desteklemektedir. ancak Mebsût’ta geçen rivayette “yed” yerine “keff” kelimesi geçmektedir. Keff ise elden başka bir anlama gelmez. (Bkz. Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153).

[11] Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.

[12] Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.

[13] Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.

[14] Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315.

 
  Bugün 251 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=