ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  HADİSLERİN HÜCCET
 
           
HİÇBİR HADİS DİNDE DELİL DEĞİLDİR

Hadislerin nasıl oluştuğundan ve nasıl derlenip kitap haline getirildiğinden yukarıda kısaca[1] bahsettik. Şimdi en can alıcı noktaya değinelim: Söylemde Sünnilik ve Şiilikte ikinci, eylemde ise birinci kaynağı olan hadislerin, İslam dininde kaynak olup olamayacağına bakalım: 

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym, Seyyar'dan, o da Şa'bî'den, o da Câbir b. Abdullah’tan naklen haber verdi. Cabir şöyle demiş: 

Bir gazada Resûlullah (as) ile beraber idik. Dön­düğümüz vakit ben yavaş giden bir deveme binerek (herkesten) acele davrandım. Derken arkamdan bana bir süvâri yetişerek elindeki sopa ile dürttü. Bunun üzerine hayvanım görmüş olduğum en iyi develer gibi koşmağa başladı. Bir de baktım Resulullah’ın huzurunda değil miyim? (Bana) “Neye acele ediyorsun yâ Câbir?” dedi, —  Yâ Resulullah, ben yeni evliyim, dedim. “Bakire ile mi evlendin, dul ile mi?”  diye sordu, —  Dul aldım, dedim. “Bakire alsaydın ya! Sen onunla, o seninle emişir, oynaşırdınız!” buyurdu. [2] Medine'ye geldiğimizde şehre girmeye hazırlandık. Resûlullah “Ağır olun! Ta ki dağınık saçlı kadının taranması; kocası evde olma­yanın kasıklarını tıraş edebilmesi için şehre geceleyin yani yatsı zamanı girelim!” buyurdular ve şunu ilâve ettiler: “Medine'ye vardığınızda sevişmeye bakın, sevişmeye!” [3] [4] 

Hadislerin çok büyük bir kısmının Kuran’la çelişik olduğu, akla mantığa sığmadığı, ALLAH’a, peygamberimize ve sahabelere iftira niteliği taşıdığı vakıadır. Ancak bu hadislerin %100’ünün bu şekilde olduğu anlamına gelmez. Hadislerin içerisinde peygamberin sözleri olması muhtemel sözler de mevcuttur. Peygamberin sözleri olmasa bile hikmetli ağızlardan çıktığı belli olanlar da vardır. Hadislerin tamamını tu kaka ilan etmek Kuran’ın müminlere vazettiği adalet ilkesiyle çelişir. (5:8) Hadisler, Kuran’ın önündeki en büyük engel olsa da, ona karşı bile adil olmak bizim boynumuzun borcudur.  

Lakin Hadislerin içerisinde az da olsa makul ve hikmetli öğütlerin bulunması onların dinde delil olduğu manasına gelmez. Çünkü yeryüzünde hadislerden daha hikmetli birçok söz mecmuası vardır. Özdeyişler, filozofların beyanları, diğer dinlerin bazı ilkeleri gibi. Bu gibi kaynaklarda bilge nasihatlerin bulunması, onların din açısından burhan teşkil ettiklerine delalet etmez. 

İşte biz de, bu Kuran’a uygun makul hadislerin peşindeyiz diye oltaya takılan orta yolcu sazanları görür gibiyim. Eğer niyetiniz hikmetli sözler okumaksa Hadisleri, Tevrat’ı, İncil’i, Avesta’yı, Konfiçyus, Sokrates ve Aristo’nun eserlerini, her milletin atasözlerini vs buyurun okuyun. Kimse sizi men etmiyor. Ancak bunları kimseye ALLAH’ın emirleriymiş gibi pazarlamayın. Ancak sizin niyeti bozduğunuz bellidir. Eğer hadisleri dinde delil olarak kabul edecekseniz mert olun ve hepsini kabul edin. Yahut selefleriniz gibi en azından kendi adınıza bir cerh usulü oluşturun da bari birazcık ciddiyetiniz oluşsun. Kuran’a uygun hadisleri alıp dinde delil yaparım sözü ALLAH’la alay etmektir. Senin için Kuran’a uygun olan bir hadis, en nihayetinde başkası için Kuran’a ters olabilir. Bu seçimdeki ölçütün nedir? Ayrıca Kuran’la paralel olan her hadisin peygambere ait olduğuna dair deliliniz nedir? Piyasada Kuran’a ters olmayan birçok kelam mevcuttur. Bunların hepsi bizim için hüccet midir? Eğer sizin için önemli olan peygambere aidiyet değil de sözün makullüğü ise hadislere uyguladığınız çalışmanın benzerini dünyadaki yazılmış tüm kitaplara da uygulamak zorunda değil misiniz?  

Aslında siz, tek kelimeyle ikiyüzlü münafıksınız. Sizin bu söyleminizin arkasında: “Ne modernliğimizden ne de toplumdan vazgeçemeyiz.” düşüncesinin olduğunu anlamadığımızı mı sanıyorsunuz? Siz ey köstebekler, açıkça şunu diyorsunuz: “Sünni gibi namaz kılarız. Moderniteyle uyumlu dini yumuşatan hadisleri kabul ederiz. Onun haricindekilerin hepsini hiçbir kural kaide gözetmeden reddederiz.” Sizlerin hem müminler hem de ALLAH katında en aşağılık ve en çok nefret çeken grup olduğunuzu bilin. Size ebedi cehennem yeter. Derileriniz yanacak, kül olacak ve Rabbimiz size yeni deri verip sonsuza kadar azap edecektir. (4:56) Bu ALLAH’ın dinini oyuncağa (6:70; 7:51) çevirmenizin bedelidir. İnsan, inkârında bile samimi olmalıdır. Siz habis münafık orta yolcular; cehennemin en alt tabakasında sizler olacaksınız.(4:145) Hak ettiğiniz yeri o zaman bulacaksınız. Cahil ve samimi gelenekçilerin, Kuran mesajını duyup kurtulma şansları varken, siz öyle kaşarlanmışsınız ki bu şansı baştan kaybetmişsiniz.  

Hadislerin dinsel kanıt olmamalarını iki açıdan ispatlarız: Kurani deliller ve akli deliller.


 

[1] Hadisler İslam’ın önündeki en büyük engellerdir. Biz burada temel konu onlar olmadığı için özet geçtik. Bu konuda çaplı bir çalışma yapmış bulunuyoruz. İnşallah o, tüm soruları ve sorunları cevaplayacaktır.
[2] Bu tarz gereksiz, ahlaksız ve peygambere yakışmayan “bakire mi aldın dul mu?” sorgusu pek çok başka hadiste de geçmektedir. Oysaki peygamberimizin eşlerinin de Ayşe istisnasını saymazsak tamamı dul idiler. Bu hem Efendimize, hem de eşlerine karşı atılmış bilinçli bir çamurdur.
[3] Müslim sahih-i Müslim, süt emme, hadis no:57
[4] Peygamber efendimiz yüce bir ahlaka sahipti. (68:4) Kütübü Sitte, içerisinde günümüzdeki bazı melunlara pornografik “İslam’a göre cinsel hayat” kitapları yazdıracak oranda iğrençliklerle doludur.  Bu hadise dönecek olursak; ordu sefer dönüşündedir. Muhtemelen pek çok şehit ve gazi verilmiştir. Kadınlar ve çocuklar cinsellikten öte, babalarının sağ salim dönüp dönmeyecekleri endişelerini taşımaktadır. Şehre girildiğinde şehitlerden ötürü feryat figan kopacaktır. Bu durumda değil ALLAH Resulü, en sapkın komutan bile ordusuna sevişmeye bakın sevişmeye diye seslenmez. Ayrıca orduda Peygamberin kayınbabaları Ebubekir ve Ömer; damatları Ali ve Osman’da bulunmaktadır. Bu raviler ve hadisçiler görülüyor ki kendi edepsizliklerine peygamberi alet etmeye çalışıyorlar. ALLAH onları kahretsin. Bir Müslüman olarak bu hadisçilerin hepsinden huzuru mahşerde şikâyetçiyim. Danimarkalı karikatürcülerden bile daha alçaktır bunlar.
                                                     


   ***************************************

HADİSLERİN HÜCCET OLMADIKLARINA DAİR KURANSAL DELİLLER

1- “Hüküm yalnız ALLAH’ındır” düsturu Kuran’ın en temel prensibidir. Bu ilke otomatikman peygamberi hüküm kaynağı olarak kabul eden hadisleri işlevsiz hale getirmektedir.  

5:44… ALLAH’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.

5:45… ALLAH’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.

5:47… ALLAH’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir. 

2- Hadisler, Kuran’ın eksik olduğu iddiasından yola çıkılarak dinleştirilmiştir. Hâlbuki Kuran, din hususunda eksiksiz, mükemmel bir yapı arz eder.  

17:89 Andolsun biz bu Kuran’da her türlü örneği türlü şekillerde açıkladık. Buna rağmen insanların çoğu inkârda diretmektedirler.  

3- Hadisleri savunanların diğer bir argümanı ise Kuran’ın mücmel (kapalı) olduğu ve hadislerin bu kapalılığı açtığıdır. Kuran, mücmel olmak şöyle dursun bilakis apaçık bir kitaptır. 

2:99 Andolsun sana apaçık ayetler indirdik. Onu (apaçık olmasını)[1] fasıklardan başkası inkâr etmez.  

4- Hadisçiler, Kuran’ın anayasa olduğunu, hadislerin ise bu genelgenin yönetmelikleri ve tüzüğü olduğunu söylerler. Oysaki Kuran, ayrıntılı, detaylı ve tafsilatlı bir kitaptır. 

16:89 …Sana; her şeyi ayrıntılı bir şekilde açıklayan, kılavuz, rahmet ve Müslümanlara müjde olan kitabı indirdik.  

5- Hadisçiler, hadislerin de Kuran gibi vahiy ürünü olduğunu dillendirirler. Fakat Kuran’dan nasıl bir farkı olduğunu ve neden Kuran’a konulmadığını bir türlü açıklayamazlar. Eğer bu iddiaları doğruysa bu, hâşâ peygamberimizin görevini tam anlamıyla yapmadığını belirtir. Çünkü efendimizin en temel görevi kendisine vahyedileni duyurmaktır. Oysaki hadislerin tamamına yakını haber-i vahiddir (yalnızca bir kişinin söylediği haber) 

5:67 Ey Resul! Sana Rabbinden indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmayacak olursan, O’nun risaletini yapmamış olursun. ALLAH seni insanlardan korur. ALLAH kâfir bir topluma hidayet vermez.  

6- Hadislerin büyük bir kısmı Hz. Muhammet’in (sav) gaybı bildiği üzerine bina edilmiştir. Oysa peygamberimizin gaybı bilemeyeceği Kuran’da çok açık bir şekilde belirtilir. 

6:50 De ki: “ALLAH’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem. Size bir meleğim de demiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilene tabiyim.” De ki: “Körle gören bir midir? Hiç düşünmez misiniz?” 

7- Hadisler, eğer denildiği gibi dinin mihenk taşlarından olsaydı, Kuran’da hadislere de uyun, onları yazın, onları koruyun, aklınızdan çıkarmayın, sımsıkı sarılın, ondan sorgulanacaksınız gibi, ALLAH’ın Kuran için sunduğu önermelerin hadisler için de söylenmiş olması gerekirdi. Bilakis her şeyi bilen ALLAH, ileride hadis kavramı üzerinden İslam dini sabote edileceğini bildiğinden, hadis kelimesini Kuran’ın dışındaki sözler için kullandığında hep olumsuzlar. (7:185; 12:111; 31:6; 52:34; 77:50) 

45:6 İşte bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz ALLAH’ın ayetleridir. Artık ALLAH’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise inanacaklar? 

8- ALLAH, Kuran’ı koruyacağına söz vermiştir. Eğer hadisler olmazsa olmaz ise Rabbimiz neden onları da koruyacağına söz vermemiştir? Ve de korumamıştır? [2] 

18:27 Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun (Kuran’ın) sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur.[3] O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.  

9- Kuran’da ALLAH, bahsetmediği konularda bizi serbest bıraktığını belirtmiştir. Ancak hadislerin en çok sarktığı alanlardan birisi de bu özgür alanlarımızdır. 

5:101 Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde zorunuza gidecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken sorarsanız size açıklanır. ALLAH onları (bahsedilmeyen konuları)[4] bağışlamıştır. ALLAH bağışlayandır, yumuşak davranandır.  

10- ALLAH, bizim mahşerde yalnızca Kuran’dan sorgulanacağımızı söylemiştir. Bu bile tek dinde Kuran’dan başka kanıt olmadığının göstergesidir. 

43:43-44 Sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Zira sen dosdoğru yol üzeresin. Şüphesiz Kuran, sana ve ümmetine bir mesajdır. Ondan sorgulanacaksınız 

11- Peygamberimizin ümmetinden tek şikâyeti, Kuran’ı terkedilmiş bırakmalarıdır. Eğer sünnetçilerin dediği olsaydı, Kuran ve sünnetimi terkedilmiş bıraktılar buyrulması gerekmektedir. Sünnet (adet-töre) kelimesi de hep ALLAH’ın sünneti (kanunları) olarak kullanılır. (18:55; 33:38; 35:43; 40:85; 48:23)  Kuran’ın hiçbir yerinde peygamberimize izafen sünnet kelimesi kullanılmaz. Bu nasıl kitaptır ki ta fiy tarihteki olaylardan bahsediyor, evlerimize nasıl girip çıkacağımızı, eş dostla nasıl oturup yemek yiyeceğimiz gibi gerçekten detay hükümleri ayrıntılı bir şekilde anlatıyor da en önemli kavramlar olan, hadis, sünnet, gibi konularda tek bir olumlu kelime bile etmiyor? 

25:30 Elçi de: “Rabbim ümmetim Kuran’ı terkedilmiş bıraktı.” dedi.  

12- Kuran’ın en uzun ayeti (2:82) ayetidir. Kişisel borçlanma en ince ayrıntısına kadar anlatılır. Ve şahitli senetli sepetli belge düzenlenmesini farz kılar. Madem hadisler bu kadar kıymetli, neden ALLAH onlarında borçlar gibi yazılmasını gerekli kılmamıştır? Yoksa size göre hadisleriniz ufak tefek borçlardan daha mı kıymetsizdir? 

13- “Hadisler olmadan nasıl namaz kılacağız, oruç tutacağız?” diyerek ALLAH’a dinini öğretir bir üslupta art niyetle sorular soruyorsunuz. Eğer inancınız da samimiyseniz, elhamdülillah Kuran’ı Kerim bizi hiç kimseye muhtaç etmeden tüm yapıp etmemiz gerekenleri bize öğretiyor. Kuran, namaz başta olmak üzere tüm ibadetleri en ince ayrıntısına kadar bize bildirmektedir.[5] Ayrıca şu an mezheplerin vazettiği namazın hadislerde bile yeri yoktur. Kütüb’ü Sitte’deki pek çok hadiste peygamberin genel kabul görmüş ritüelden farklı uygulamalara gittiğine şahit oluruz. 

İbnu Abbâs anlatıyor: “Allah, namazı peygamberin diliyle normalde dört, seferde iki, korku halinde bir rekat olarak farz kılmıştır.” [6]  

En temel hadis kitaplarının çoğunda farklı varyantlarla gelen bu hadisle, günümüz Sünnilerinin uygulamaları çakışmaktadır. Öyle ki, bu hadislere göre tüm namazlar normalde dört rekâttır. Oysaki hemen hemen her konuda ihtilaf eden Sünni mezhepler, normal zamanlarda akşam namazının üç, sabah namazınınsa iki rekât olduğunda ittifak etmişlerdir.  Gene seferi durumda akşam namazının üç rekât olacağını belirtmektedirler. Bu örnekten de apaçık görüleceği üzere, Sünniler rekât sayısı konusunda en temel kaynaklarıyla taban tabana zıt bir uygulama içerisindedirler. Sadece rekât sayısı değil namazla ilgili pek çok konuda hem hadisler kendi aralarında, hem de günümüz Sünni uygulamalarıyla çelişmektedir. Bu konu kitabımızın mevzusu olmadığından şimdilik bu kadarla yetinelim.


 

[1] Bu ayetteki “haa” zamiri ayetlere değil “beyyine” sözcüğüne gider. Çünkü iki kelime de aynen zamir gibi dişil olmasına rağmen ayetler kelimesi çoğul, ayetlerin apaçık olması ise tekildir. “Haa” zamiri, üçüncü tekil şahsın dişisidir. Mealler ne yazık ki bu detayı fark edememiş olduklarından, bu zamiri “onları” yahut “bunları” diye çoğul olarak çevirmektedirler. Bu büyük bir hatadır. Ayrıca hem anlam bütünlüğü açısından hem de zamirin en yakın olana gönderilmesi kaidesi bakımından da buradaki zamir apaçıklığa gider. Parantez içi ibaremiz bu kurala dayanmaktadır. Yani bu ayette asıl vurgulanmak istenen kâfir prototipi, Kuran’ın mücmel olduğunu iddia edenlerdir.
[2] Hadislerin korunmamış olduğunun en açık kanıtı devasa hadis ilimleridir. Kuran’ın hiçbir ayetine hatta noktasına, bu ALLAH’tan geldi mi diye bir çalışma yapılmaması ancak hadislerin tamamının bu süzgeçten geçmek zorunda olması onların korunmadığının kanıtıdır. Zaten hiç kimse hadislerin de Kuran gibi muhafaza edildiğini ifade edememektedir.
[3] Bu ayetteki o zamiri Kuran’a gider. ALLAH’a değil. ALLAH’ın Kuran haricindeki önceki peygamberlerimize verdiği vahiyleri / sözleri tamamen değiştirilmiş ya da kaybolmuştur. Bazı cingöz misyonerler, bu ayetlerden yola çıkarak Tevrat ve İncil’in de değiştirilmemiş olduklarını empoze ediyorlar. İkinci aşamada ise özellikle İncil’le yoğrulan modernist, çağdaş, ahmak kişiyi “bak Kuran, İncil’le çelişiyor” diyerek, Kuran’dan uzaklaştırarak Hıristiyan yapıyorlar. Oysaki Kuran, açıkça Tevrat’ın ve İncil’in tahrif edildiğini söyler. (2:75; 5:13) Ayrıca bu iddiaları, tarihsel gerçeklerle de çelişir. Çünkü Kuran, 24 tane peygamber sayıp hepsine vahiy / kitap verildiğini belirtir. Bu peygamberlere verilmiş olan kitaplardan günümüze ulaşmış olan var mıdır? Örneğin Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Salih... gibi peygamberlerin kitapları nerededir? Hatta Kuran, her topluma bir peygamber gönderildiğini söyler. (16:36) Bu 10 binlerce peygamber ve kitap olduğu manasına gelir. Demek ki ALLAH’ın sözleri değiştirilebilir ve tahrif edilebilir ancak Kuran bundan müstesnadır.
[4] Parantez içi ifademiz tamamen ayetin zımnen söylediğini yansıtır. Kuran indirilirken yaşayan insanların her sorularına cevap verilmiştir. Ancak fazla soru sormayıp, dini Yahudiler gibi zorlaştırmayın denilerek ikaz edilmişlerdir. Kurandan sonra yaşayanlar içinse ALLAH hepsini affetmiştir. Yani bir şey Kuran’da yazmıyorsa helaldir, mübahtır, serbesttir. Fakat sonraki neslin bu soruları bitmek tükenmek bilmemiştir. Sonraki ayette de belirtildiği gibi sormuşlar ve cevabını Kuran’da bulamadıkları için hadis uydurarak kâfir olmuşlardır. Hadislerin ekserisi bu serbestîye alanına tecavüz eden sorular ve onlara verilmiş cevaplardan ibarettir
[5] Kuran’ın tarif ettiği namazın nasıl kılındığına dair çaplı bir araştırma yapmış bulunmaktayız. En yakın zamanda tashih edildikten sonra inşallah yayınlanacaktır.
[6] Müslim, Sahih-i Müslim, Salat, hadis no:5; ebu Davut, sünen ebu Davut, salat, 287; Nesai Sünen Nesai, Taksir, 1, 3, 118. ayrıca benzer rivayetler için bkz. Buhari, salat, 1; Buhari, taksir-i salat,  5; Buhari, menakıbu’l Ensar, 47; Müslim, salat’ul müsafirin, 2; malik, Muvatta, kasru’s salat, 8; ebu Davut salat, 270; Nesai, salat,  3  


                                                                           DEVAMI>>>

 
  Bugün 144 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=