ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  HADİS UYDURMA -devam
 

HADİS UYDURMA SEBEPLERİ-devam


13- Sahabe büyüklerini övmek için hadisler uydurulmuştur.[33]
 

Hz. Ayşe anlatıyor: "Hz. Ebu Bekir, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına girmek üzere izin istedi. Bu sırada Aleyhissalâtu vesselâm yatağı üzerinde yatmakta idi. Üzerinde benim bürgüm vardı. Resulullah halini bozmadan izin verdi. (Konuştular), meselelerini hallettiler. Hz. Ebu Bekir gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer girmek için izin istedi.  Resulullah aynı halini hiç değiştirmeden ona da izin verdi. Ömer'in ihtiyacını da gördü. Sonra o da gitti. 

Bir müddet sonra Osman izin istedi. Bu sefer aleyhissalâtu vesselâm yatağında doğrulup oturdu. Üstünü başını düzeltti. Bana da: "Elbiseni üzerine topla!" diye emretti. Ve ona da girmesi için izin verdi. Onun da ihtiyacını gördü. Osman da gitti. O gidince ben dayanamayıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Ebu Bekir ve Ömer [34] gelince istifini bozmadığın halde Osman gelince kendine çekidüzen verdin. Sebebi nedir?" diye sordum. Dedi ki: “Kendisinden meleklerin haya duydukları bir kimseden ben haya duymayayım mı?” [35] 

14. Kıssacılar, hikâyelerine daha çok dikkat çekebilmek, cemaati ağlatabilmek, şöhret kazanabilmek gibi sebeplerden ötürü; peygamberin ve ashabının arabesk hayat hikâyelerini destekler; cennet, cehennem ve mahşer ile ilgili şaşırtıcı, garip ve ilginç hadisler uydurmuşlardır. 

Hicri ikinci asra gelindiğinde camilerin çoğunluğu kendilerine kıssacı denilen insanların eline geçmişti. Bunlar; hayal gücü, hitabet yeteneği, inandırıcılığı, yükselme tutkusu, şov yapabilme kabiliyetleri yüksek, bu oranda da inancı zayıf kimselerdi. Vaaz verdikleri camiyi doldurabilmek ve şöhret kazanabilmek için yapmayacakları yoktu. En büyük madenleri ise ortaçağ zihniyetine cazip gelen ahiret tasvirleri ve peygamber, ashap menkıbeleri idi. 

Cahil cühela tayfasının hoşuna gidecek bu konuları anlatırken inandırıcılıklarını arttırabilmek adına hadis uydurma silahlarını son kurşunlarına kadar kullanıyorlardı. Ağlayanlar, bağıranlar, kürsüyü yumruklayanlar, minberden kendisini atanlarından tutun, oruç tutmaktan bitap düşmüş izlenimi vermek için yüzlerini sarıya boyayanlara, gerektiğinde ağlayabilmek için yanlarında tuz taşıyanlara kadar… Dikkat çekmek için her türlü tiyatroyu uzmanlıkla sergiliyorlardı.  

Şeyhler baronluğunun ülkemizde bir kıssacıda olduğu ve bu baronun seleflerinden geri kalmayacak bir maharette salya sümük minber şovunu devam ettirdiği, hatta hiçbir kaynakta yeri olmayan onlarca cıcıt, sıfır kilometre hadisler yumurtladığı günümüzü görünce, ortaçağda bunların ne kadar çok rağbet göreceğini anlamak güç değildir. Zaten pek çok hadis âlimi de hadis ilmine en çok zararı verenlerin kıssacılar olduğunu belirtmekteler.  

15. Hicri üçüncü asırda ortaya çıkan mezhepler, mezhep önderlerini övmek rakiplerini yermek için hadis uydurmuşlardır. 

Mezhepler ilk çıktıkları dönemlerde hepsi kendisinin hak, diğerinin batıl olduğunu söylüyorlardı. Günümüzdeki sandviç teorileri çok sonra 11’inci asrın sonunda ortaya atılmıştır. Hanefiler, Şafiler ve diğerlerini; Şafiler de Hanefiler ve diğerlerini tekfir ediyorlardı. Aralarındaki rekabet öylesine şiddetliydi ki birbirlerine karşı acımasızca hadis uydurmaktan çekinmemişlerdi. Örneğin Hanefiler, Şafilere karşı şöyle bir hadis uydurmuşlardır: 

Hz. Enes şöyle rivayet etti: “Ümmetimin arasında Muhammed bin İdris [36] isminde bir adam olacaktır, o ümmetime İblisten daha zararlıdır; Ümmetim arasından kendisine Ebu Hanife denilen bir adam gelecektir; o ümmetimin kandilidir.” [37] 

Buna karşılık, Şafiler de boş durmayarak Hanefilere nazaran daha usta işi bir hadis uydurmuşlardır. Şöyle ki: 

Kureyş’e ikram edin; şüphesiz Kureyşin âlimi [38] yerin tabakalarını ilimle doldurmaktadır. [39] 

Tabi ki bu sert piyasa koşullarında Malikiler de hadis uydurmadan dururlar mı? Onlar da şöyle bir hadisle kendi mezhep ve imamlarını diğerlerinin tepesine yerleştirmektedirler: 

Gün gelecek, ilim almak için uzun seyahatler yapılacak da Medine aliminden[40] (Malik) daha alim birisi bulunamayacaktır.

----------------------------

                                                                                         DEVAMI>>>
                                                                                          

[33] Şii kitaplar tamamen Hz. Ali ve evlatlarını öven hadislerle doludur. Sünni kitaplarda ise tüm sahabeleri genel olarak övmekle beraber, sıralama olarak; Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’yi üstünlük sırasına göre dizme çabası ağır basar. Onlarca bu sıralamanın aynen korunduğu hadis vardır.
[34] Sünni hadis literatüründe komik bir şekilde peygamberin yanına hep önce Ebubekir, sonra Ömer ondan sonra da Osman girer. Bu tarz yüzlerce mizansen vardır. Bu uydurmalarla zımnen halifelik sıralamasının ilahi olduğunu ifade ederler.
[35] Müslim, Sahih-i Müslim, Fezail’us Sahabe, hadis no:36. Kütübü Sitte yazarlarının oluşturmuş oldukları “sahabelerin faziletleri” babları tamamen bu tarz hadislerle doludur.
[36] Şafi’nin adı Muhammed b. İdris’tir
[37] İbni Arrak, Tenzihus Şeria, c.2, s.14; Cam’ul Ehadis ; Ezvaun alas- Sünnetil- Muhammediyye s. 121- 130
[38] Şafi Kureyşli bir Arap’tır. (Daha doğrusu dedelerinden birisi Kureyş’in kölesiymiş, dış kapının tokmağı yani.) Kureyş’ten olmasını hep ön plana çıkarmaktadır. Bunun sonucunda “Kureyş’in âlimi” diye meşhur olmuştur. Bu hadisle beraber, başta Ebu Hanife olmak üzere tüm rakiplerini ekarte etmek amaçlanmıştır. Çünkü Ebu Hanife Arap bile değildi. Kaynaklar Arap olmadığında hem fikir olmalarına rağmen, Fars veya Türk asıllı olduğu tartışılmaktadır.
[39] Ezvaun alas- Sünnetil- Muhammediyye s. 121- 130
[40] Malik ve taraftarları Medineliliğin müthiş kaymağını yemişlerdir. Buradan aldığı güçle Malik, fıkhının merkezine Medine ahalisinin yaşantısını yerleştirmiştir.
 
  Bugün 144 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=