ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  B - Said Nursi ile ilgili işaretler
 

B - SAİD NURSİ İLE İLGİLİ İŞARETLER

Said Nursî’ye göre âyetin beşinci cümlesi şudur: يَشَاء  مَن = İsteyeni  “Bu cümle gayet küçük bir farkla Risalet-ün Nur müellifinin ismiyle meşhur bir lâkabına uyum gösterir. Eğerيَشَاء   daki mukadder zamir izhar edilirse مَن يَشَائه  olur. Tamı tamına uyum sağlar[1].”

Burada sözü edilen lakap el-Kürdî olmalıdır. Çünkü rakam değeri 409’dur. مَن يَشَائه   nun rakam değeri ise 407’dir. O Kürt olduğu için lakabı Saîd-i Kürdî’dir. Sayı denk düşmediği için “el” takısını eklemek gerekmiştir. Kendisinin lakabından bahsetmemesi de ilginçtir.

Said Nursî burada önemli bir dil hatası da yapmıştır. “..يَشَاء   daki mukadder zamir izhar edilirse..” diyor. Arapça ‘da mukadder olan izhar edilemez. Eğer izhar edilebilecek olsaydı ona mahzuf denirdi.يَشَاء   daki mukadder zamir, onun faili olan هو’dir.مَن يَشَائه   ‘daki  ه ise mahzuf olan mef’ul’dur.

Said Nursî sözüne şöyle devam ediyor: “مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ = bereketli bir ağaçtan” cümlesindeki birinci ة ; ت, ikinci ة; ise vakıf yeri olduğundanهـ  sayılsa ve شَجَرَةٍ  deki tenvin ن  sayılsa 1311 eder. Bu, Resail-in Nur yazarının, Risalet-ün Nur'un mübarek kutsi ağacı Kur’ân’ın basamakları olan Arap Dilini okumaya[2] başladığı tarihe tamı tamına işaret eder[3].

Tarihçe-i Hayat’ına göre o, h. 1290’da doğmuştur. Demek ki, 20 yaşında Arapça okumaya başlamıştır. Halbuki o, 14 yaşında iken devrinin en büyük alimlerinden olduğunu iddia etmektedir[4].

Said Nursî diyor ki: زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ يَكَادُ  = Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak gibidir. Nur  cümlesi, işaret eder ki: Resail-in Nur müellifi de ateşsiz yanar. İlim elde etmek için masrafa ve ders sıkıntısına ihtiyaç duymadan kendi kendine nurlanır, âlim olur[5].”

“Evet bu mucizeli cümlenin üç işareti vardır; ikisi elektriğe ve Resail-in Nur’a yaptığı işarettir; bunlar birer gerçektir. Üçüncüsü de müellif hakkındadır; o da tümüyle gerçektir. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşerileri bilirler ki; medrese usûlüne göre "İzhar" kitabından sonra onbeş sene ders almakla okunan kitapları, Resail-in Nur müellifi yalnız üç ayda okumuştur.

Ayetin o cümlesi cifrî ve ebcedî uyumla hem elektriğin keşfinin yakınlığını, hem Resail-in Nur'un ortaya çıkmasını, hem de müellifinin doğumunu işaret yoluyla haber verir. Ayrıca bir mucize parıltısı daha gösterir. Şöyle ki يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ  = “nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak gibidir” cümlesinin makamı 1279’dur. وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّور = Ona ateş değmese bile. Nur” bülümü ise, iki tenvin iki "nun" sayılırsa 1284 eder. Böylece hem elektriğin yaygınlaşmasının yakın olduğunu, hem Resail-in Nur'un yakınlığını, hem ondört sene sonra müellifinin doğumunu ­ يَكَادُ = nerdeyse kutsi kelimesiyle manen işaret eder. Cifr ile de tamı tamına aynı tarihe uyum gösterir.

Bilindiği gibi zayıf ve ince ipler birleştikçe kuvvetleşir, kopmaz bir halat olur. Bu sırra göre, bu âyetin bu işaretleri birbirine kuvvet ve destek verir. Uyum tam olmazsa da tam hükmünde olur ve işareti, delalet derecesine çıkar[6].”

Said Nursî, istediği rakamı elde etmek için cümleleri parçaladığı gibi harekeleri de harf saymaktadır. Ama burada önemli bir bilgi ortaya çıkmaktadır. Said Nursî, 1279’dan 14 sene sonra dünyaya geldiğini söylemektedir. Buna göre onun doğum tarihi h. 1293’tür. Kendi el yazısı ile yazıp Şeyhülislamlığa verdiği özgeçmişinde de bu tarih vardır. Bu sebeple Tarihçe-i hayatındaki 1290 tarihi yanlıştır.

Risale-i Nurlar, baştan aşağı yukarıdakilere benzer övgülerle doludur. Onlardan biri de şudur: “Said Nursî İstanbul'da iken, "Kim ne isterse sorsun" diye, olağanüstü bir ilanda bulunmuş, bunun üzerine o zamanın meşhur âlim ve allâmeleri, onun odasına kafileler halinde gelmiş, her çeşit ilime ve farklı konulara dair en karmaşık, en çözümsüz soruları sormuş, Said Nursî bu soruları hiç duraklamadan, doğru olarak cevaplandırmıştır[7].”

Nedense kendine kafileler halinde gelen meşhur alim ve allamelerden bir tanesinin kim olduğundan bahsetmiyor ve verdiği cevaplardan bir tanesinin bile ne olduğunu söylemiyor.



[1] Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 832.

[2] Burada tedris yani ders okutma kelimesi geçiyor. Bize göre o kelime tederrüs yani ders okuma olmalıdır. Çünkü Said Nursî’nin Arapça okuduğuna dair bilgi var ama okuttuğuna dair bilgi yoktur.

[3] Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 832.

[4] Kastamonu Lahikası, c. II,  s. 1609.

[5] Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.

[6]  Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.

[7] Said Nursî, Sözler, Sözler Yayınevi, İstanbul 1993, s. 726.

Sonraki sayfa»»

 
  Bugün 43 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=