ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  AKIL VE NAKİL ÜZERİNE devam
 

AKIL / NAKIL TERCİHİ

Ötedenberi akıl ve nakil (haberin) çelişebileceği iddia ve kabul edilmiş, böyle bir durumda hangisinin tercih edileceği tartılmıştır.

Daha çok kelamcılarca benimsenen görüşe göre:
Akıl ile nakil tearuz ettiklerinde akl evvel, nakl muevveldir.“ (Akıl ile nakil çelişirse akıl esas alınır, nakil akla göre te’vil edilir.)


Bu görüş sahipleri, - kendilerince - akla aykırı gördükleri nakilleri, ya delaletinde veya subutunda hata yapıldığını ileri sürerek te’vil veya reddetmişlerdir.


Nakilciler (hadisçiler) ise aklın önceliğine karşı çıkmışlar, naklin rivayet yönündensahihgörülmesi halinde, aklın artık söz sahibi olamayacağını savunmuşlardır. Bazılarına göre ise „zaif bile olsa naklin (hadis), kıyasa (akla) tercih edilmelidir.

Örnek olarak:
ölen bir kimsenin oruç borcu varsa velisi onun yerine oruç tutar.“ mealindeki hadisi verebiliriz . Bu hadis, hadisçilerce rivayet yönüsahih görüldüğünden -kıyas muhalefeti itiraf edilmesine rağmen savunulmuştur.

AKIL VE NAKİL ÇELİŞİR Mİ

Yukarda verdiğimiz tanımlardan, naklin (haberin) ve tercübe / müşahade’nin akla veriler sunduğunu; aklın ise, kendisine sunulan bu verileri değerlendirerek sonuçlar elde eden bir kabiliyet olduğunu; başka bir ifadeyle, aklın, ilk iki veri kaynağından farklılığını öğrenmiş bulunuyoruz.

O halde akıl, kendisiyle aynı türde olmayan birşeyle nasıl çelişebilir?

Sorumuza kuvvet kazandıracak bir benzetme yapalım:
Eşya’nın gözle görülebilmesi için iki şeye ihtiyaç vardır;
a)Sağlıklı göz,    b) Yeterli ışık.

Göz olmaksızın ışığın, ışık olmaksızın gözün eşyayı görmemize yeterli olamayacağı aşikardır. Bir kimse
„ Eşyayı görmemizde göz ile ışık çelişirse hangisini tercih edelim?“ diye bir soru ortaya atsa herhalde çok abes buluruz. Hemen „ Gözle ışık nasıl çelişebilir ki? Bunlar hiçbir zaman çelişmeyeceği gibi herhangi birinin yokluğu da diğerini -görme konusunda- fonksiyonsuz bırakır. Bunlar birbirinin lazımı - melzumu (birdiğerini gerekli kılan)- şeylerdir. Ancak göz bozuklukları veya ışık yetersizlikleri sözkonusu edilebilir ki bunların da çelişkisiyle ilgisi yoktur.“
gibi bir karşılık verebiliriz.

Benzer şeyler „Akıl ile nakil hiçbir zaman çelişmezler. Bir çelişme sözkonusu ise,bu akıl ile nakil arasındadır ya da gene akla mukaddime olmuş tercübe/ müşahade veriler ile nakil arasındadır. Akıl başka bir veri ile mukayese etmeden yeni verilerin doğru veya yanlış olduklarına da hükmedemez. Öncül verilerin doğru veya yanlışlığı, varılan sonucun da doğru veya yanlış olasına sebep olur.“

Şimdi, bu söylediklerimizi iki örneğe uygulayalım:

Ö r n e k : 1

Allah’ın „
sürekli yaratmakta ve yoketmekte olduğu“ şeklindeki dini inançla „ Hiçbir şey yoktan var olmaz, var iken yok olmaz: ancak enerji bir halden diğer hale dönüşür“ şeklindeki ifade edilen, maddenin veya enerjinin sakımı kanunu birbiriyle çelişmektedir. Bu durumda akıl - nakil çatışması mı sözkonusudur? Bizce hayır. Çünkü anılan fizik kanunu, doğrudan - doğruya aklın ürünü değildir. Tabiatta yapıldığı iddia edilen çok sayıda gözlem ve deneylerin verilerini kendine baz alan aklın „tümevarım“ yoluyla elde ettiği bir sonuçtur.

Yani „madem ki şu kadar deneyle madde / enerji’yi varedemedik ve yokedemedik; madem ki şu kadar gözlemle madde /enerji’nin varoduğuna ve yokolduğuna şahit olamadık, o halde hiçbir şey yoktan varolamaz...“ mantığı.

Biz ise, yine aklımızla, bu genellemedeki büyük cür’eti ve hayatı görebiliyoruz:

Bütün bir kainata (evrene) teşmil edilen böyle bir sonuç çıkarmamıza esas olacak gözlem ve deneylerin; bütün kainatı temsil etmeye yeterli bir alanda, yeterli sayılarda, yeterli deney ve gözlem araçlarıyla yapılması - aklen - gerekmez mi?

Bütün bir kainata nazaran işkal ettiğimiz, deney ve gözlemlerimize sahne olan alanın boyutu nedir?
Kainata nazaran bu sonsuz küçük alanda, sonsuz küçük sayıda ve sonsuz küçük imkanlarla yapılan deney ve gözlemlerin sonuçlarından yola çıkarak bütün bir kainata teşmil edilecek bir kanun nasıl çıkarılabilmiştir ?

Günümüzün birçok bilim adamı bu kabil genellemelerin yanlış olacileceğini, istisnaların her zaman bulunabileceğini artık kabul etmek zorunda kalmışlardır :

Örneğin „Termodinamiğin İkinci Kanunu“ nun şumulu hakkında tereddütler ileri sürülmektedir artık:
Termodinamik yalnızca istatistiki bir ifadedir ve istisnaları mümkündür.“

Kainatta vuku bulan herşeyden haberimiz yok. Müşahade ettiğimiz değişimlerin tamamı entropinin arttığı istikamette maydana gelmektedir. Buna rağmen kainatın herhangi bir yerinde anormal şartlara bağlı bazı değişmeler olabilir ve şimdiye kadar hiç incelemediğimiz azalan entropi yönündeki olaylarla karşılaşılabilir.“

Varolma - yokolma konusunda da tereddütler gözlenmektedir.

Kainatın maddesi nereden gelmektedir? Eğer 0 = +1+(-1) ise, „0“ olan birşey +1 ve -1 de olabilir. Belki sonsuz bir hiçlik denizinde artı ve eksi enerji yığınları eşit büyüklükte çiftler halinde devamlı olarak teşşekkül etmekte, evrime maruz kaldıktan sonra bir kere daha birleşerek kaybolmaktadırlar. Bizler hiçlikler arasında bir zaman aralığında, bu yığınlardan birisinin içindeyiz ve merakla bekliuoruz.“

Görüldüğü üzere, örneğimizde nakli ile bizzat akıl çelişmemektedir.
Akıl, yetersiz bir öncülden hareket ederek nakle (vahye) aykırı yanlış bir hükme varmıştır.


Yaratıcımız, yarattıkları hakkında yanlış bilgi vermekten münezzehtir.

Ö r n e k : 2

Yukarıda zikredilen „
Ölen bir kimsenin oruç borcu varsa velisi onun yerine oruç tutar.“ hadisiyle amel etmeyi reddeden müctehidlerin gerekçeleri de mücerred aklın kendisi değildir.

İmam Ebu Hanife (r.a.) - adeti vechiyle - hep Kur’ani verilerle mes’elelere bakmaktadır. Kur’an’da ise „
Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsan için çalışmasından (amelinden) başka bir istihkakı yoktur.“ (Necm/39-40) buyurulmaktadır. Bedeni bir borçun mali bir borca benzetilemeyeceği gene Kur’an’dan çıkarılabilecek bir sonuçtur.

İmam Malik (r.a.)’ in ise, „
sünnet yurdu
“ olan Medine’deki uygulamayı esas alarak bu hadisle ameli reddettiği bilinmektedir.

Ayrıca bu hadis hükmünü reddeden sahabe fetvaları da vardır.

Görüldüğü üzere gene nakle karşı duran, nakille çelişen mücerred akıl değil, akla mukaddime olan nakil ve gözlemlerdir.

AKILSIZ OLUR MU?


Akıl; vahiy dahil her çeşit haberi, her çeşit tecrübe ve müşahade sonuçlarını değerlendiren yegane kabiliyet olduğuna göre akılsız hiçbir doğruya ulaşılamaz.

Akletmeden bir peygamberi bir şarlatandan ayırdetmemiz, akletmeden vahyi kavramamız, akletmeden iman etmemiz, akletmeden tevhide ulaşmamız mümkün değildir.

Bu ifadelerimizle vahyi ikinci plana atarak küçümsüyor muyuz? Asla! Akıl göze, vahyi de ışığa benzeten örneğimizi hatırlatsak akıl olmadan vahyin, vahiy olmadan da aklın - sorumlu insan için - hiçbir değer ifade etmeyeceğini zorunlu olarak kabul ederiz.
Şunu da hatırlatalım ki, Allah’ın sözlü ayetleriyle (vahiyle) muhatap olmayan akıl - Kur’an’ın tekrar tekrar hatırlattığı - tabiattaki (sözsüz) ayetlerden her zaman faydalanabilir. Yani faal akıl mutlaka ayetleri bulabilecek ve tevhide ulaşabilecek imkan ve kabiliyete sahiptir.

Aklı için sözkonusu olabilacek bir zaaf varsa, onun faal edilmemesidir ve bu faaliyetsizlikten irade sahibi insan sorumludur. Kur’an’ı Kerim, aklı faal tutma yönünde teşvik ve uyarılarla doludur.
„Akletmez misiniz ?“ (14 yerde), „...ki akledesiniz.“ (8 yerde), „akleden bir toplum için...“ (9 yerde), „ eğer aklederseniz...“ (Allah) pisliği (azabı/rezilliği) akılarını kullanmayanlara verir...“ (Yunus / 100 )

„Derler ki: Eğer (vahye) kulak vermiş veya akletmiş olsaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık.“ (Mülk / 10)

„....Onları birlik -beraberlik sanırsın, oysa kalbleri birbirinen ayrıdır. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmalarından ötürüdür.“ (Haşr /14)

Allah’ın emirlerine uyarak aklımızı faal tutmamız kulluğumuzun gereğidir.

                                     SONRAKİ YAZI>>>

 

KAYNAK: Kuran ve Sünnet Üzerine Makaleler, Hikmet Zeyveli.

 
  Bugün 130 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=