ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  9 - TASAAVUF İSLAMIN ÖZÜ MÜ ?
 

9 - TASAAVUF İSLAM´IN ÖZÜ MÜ ?

Bu soruya cevap vermek istiyorsanız, önce yüzlerce kaynaktan hazırladığımız bu Tasavvuf Bölümünü dikkatlice ve önyarğıdan uzak olarak okumanızı tavsiye ederiz. Şimdiye kadar anlatılanların dışında size bir bakış açısı kazandırması bakımından burada İslam akidesinin  ve Tasavvufun en temel konularda bir karşılaştırmasını sunuyoruz.

1- TEVHİD İNANCI

Kulları için İslam'ı lâyık gören ve bu dinin insanlara örnekliği için de Muhammed (AS)'ı görevlendiren Allah (cc); önceki peygamberlerle gönderdiği mesajın bağlılarınca bozulması, heva ve heveslerin insanlara "din" olarak sunulması neticesi içinden çıkılmaz bir din/hayat sistemi olan anlayışlardan insanların etkilenmelerini önlemek için Kur'an'ı koruması altına almıştır.  Böylece İslam'ın temeli olan Tevhid de bulandırılmasın, yabancı kültürlerin şirk kokan inanışlarından etkilenmesin diye.

Tevhid,
Allah'ı zati sıfatları itibariyle tek bilmek ve taşıdığı sıfatlardan herhangi birini olsun bir başka varlıkta görmemek demektir
. Bu tanıma aykırı bütün kabuller tevhidin dışında kalırlar ve Kur'an bu dışarıda kalışa özel bir isimle ‘şirk=ortak koşma’ demiştir.

Kişiler yaptıklarına şirk demeseler, ortak koşmayı kendilerine yakıştırmasalar da Allah, kendi hükümlerinden başka hükümlere tabi olmayı da kendine, hüküm vermede ortak koşma/şirk olarak nitelemektedir
.

Teslimiyet, yani İslam olma; Allah'ın elçileri vasıtasıyla gönderdiği vahye/Kur'an'a tabi olmak demek olduğuna ve vahyin dışında herhangi bir şeye tabi olmak da İslam olmadığına göre, kişi ancak vahye teslim olmakla, kendisi için vahyin tartışılmaz üstünlüğünü kabullenerek İslam olabilir ve İslam kalabilir. Kişinin sadece Allah (CC)'ı kendini terbiye edici Rabb olarak kabullendiğini söylemesiyle ancak İslam'a girebildiğini de biliyoruz.

Allah (CC) Peygamberi (as)'ın, dinle ilgili tüm yaşantıda "Üsvetül hasene-güzel örnek" olarak alınmasını, ibadetlerini O'nun yaptığı gibi yerine getirmelerini O'na rağmen din konusunda heva ve heveslerine uymamalarını açıklamış ve uyarmıştır Kitabı Mübin'inde.

İslam "Lailahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) esasını getirmiş ve insanlar arasında   bunu yerleştirmeyi hedef almıştır.
Tasavvuf ise bu esasla bağdaşması mümkün olmayan "La mevcude illallah" (Allah'tan    başka mevcud yoktur) akidesinin sahibi olmuştur. Ki bunun meşhur adı "
VAHDETİ VÜCUD" (Vücud Birliğidir)

2 - MUHALEFET-ÜL LİL HAVADİS

Allah Kur'an'da: "Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez." (42/11) buyurduğu halde, tasavvuf, yaratılanların tümünün Allah'ın benzeri olduğu inancındadır. Bu kanaatte oluşu nedeni ile de tasavvufun meşhur isimlerinden ve ona şeklini verenlerden Muhyiddini Arabî FüsüsulHikem`inde:

"Hakikat budur ki Halik, Mahluk, Halik'tir. Bunların hepsi tek bir varlıktandır. Hayır, belki O, tek varlıktır. Ve yine O, çokluk halinde olan varlıktır" (s. 78-79) diyor. Ve aynı akidenin bir tezahürü olarak devamla kitabında: "Şu halde Firavnun iddia ettiği "Ben sizin yüce Rabbınızım sözü gerçekleşti. Çünkü her ne kadar o iktidar Hakk'ın aynı ise de Firavnun suretinde tecelli etmiştir." diye sürdürmektedir inançlarını açıklamayı.  Bu açıklamaları sürdürmek ve çoğaltmak kolay ve mümkündür. [1]

Kısaca İslam'da uluhiyet anlayışının özellikleri şunlardır:
a- Tecdid: Allah'ı tüm varlıklardan ayırmak,
b- Tenzih: Allah'ı her türlü şeyden uzak tutmak,
c- Tevhid/Teklik: Tecrit edilmiş İlah'ı tek bir Allah'a irca etmek" iken, Tasavvufta:

"
Bütün eşya, insan ve kainat Allah'ın bir parçası ve boşluktaki görüntüsüdür ve Allah'dan başka mevcut yoktur" diyerek, İslam alimlerinin şirk olarak nitelendirdikleri "Vahdet-i Vücud" 
[2]  görüşü benimsenmiştir.

3 -ZAHİR - BATIN

İslam'da zahire göre hüküm verilir. Zahir, insanlar arasındaki ilişkilerde esastır. Buna göre muhakeme olunurlar. Olaylar ve davranışlar buna göre değerlendirilir ve kabul veya reddedilir. Örneğin İslam`ın kerih gördüğü bir davranış göründüğünde bu reddedilir. Maruf, münker açıktır. Maruf yapılması gereken şeyler iken, münker kaçınılması gereken şeylerdir.

Tasavvufta ise asıl olan zahir değil, batındır. Batın; gizli, görünmeyen, bilinmeyen demektir. Buna göre görünmeyen, bilinmeyene göre hareket etmeyi esas almaktadırlar. Bu düşüncelerinin sonucu da görüntüde haram olan bir işi rahatlıkla yapabilmekte ve sonucunda "Bu görünen size öyle görünmektedir. Zahirde böyledir. Lakin batınında iş sizin bildiğiniz gibi değildir ve şöyle şöyledir" demektedirler.

Bu cümleden olarak birçoğunuzun bu ve benzerlerini hemen hatırlayıvereceği gibi mesela "mürid şeyhini, önünde rakı sofrası ve yanında fahişelerle bile görse kalbini bozmamalı ve bana görünen (zahir) böyle, kimbilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli ve şeyhi hakkındaki kanaatında hiçbir değişiklik yapmamalıdır. Hatta böyle gördükçe şeyhi hakkındaki imanı daha da artmalıdır."

Bu ve benzeri düşüncelerin inançlaşması, zahiri ölçü edinmeyip, ne olduğu bilinmeyen, gizli olan batını ölçü edinmekten kaynaklanmaktadır. Durum böyle olunca da yeryüzü ifsad olmakta, bütün doğrular eğrilmekte, bütün eğriler rahatlıkla doğrulaşmaktadır.
Bu bilgileri kısaca şemalandınrsak:
İslam dininde:
- Şeriat zahire göre hüküm verir.
- Delillerin kaynağı Kur'an ve Sünnettir.
- Şari Allah'tır (Hüküm koyucu)
- İnsan kullukta ilerledikçe sakındığı şeyler artar/çoğalır.
- Allah, yarattıklarının hiç birine benzemez: "(O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." : 11(42)

Tasavvuf´da:
- Aslolan zahir değil batın'dır.
- Delillerin kaynağı rüya ve mükaşefedir.
- Şari Veli ve Gavs'dır.
- İnsan mertebe kateddikçe mükellefiyetleri azalır.
- Yarattıklarının tümü Allah'ın benzeridir.
[3]

Netice olarak Kur'an'ın tarif ettiği veliler/müslümanlar Allah'ın hizmetinde kişiler iken, tasavvufun velileri Allah'ı hizmetlerine almış kişiler olarak görülmektedirler. [4]

Bu açıklamaları sürdürmek ve çoğaltmak kolay ve mümkündür. Yalnızca akide konusunda vermeye çalıştığımız bu görüşler İslam’ın ayrı bir din, tasavvufun ayrı bir din olduğunu akidelerinin benzemezliği bakımından ortaya koymaktadır.


[1] E. Özkan, Tasavvuf ve İslâm

[2]  Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili. Cilt: l, sahife: 572-578 (1971 Baskısı).

[3] (Fusüs-ül Hikem, Sahife: 78-79)

[4]  Müzekkin Nüfus - Aslan Yayınları, Sahife : 437, 517

 
  Bugün 506 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=