ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  8 -TASAVVUFTA SAPTIRILAN KAVRAMLAR
 

8 -TASAVVUFTA SAPTIRILAN KAVRAMLAR 

A- VELİ VE EVLİYA KAVRAMLARI

                                                                                        Arife Çiftci

Giriş

Kelimeler ve kavramlar, bir dilin ve İnancın yapı taşları ve tuğlalarıdır. Binanın sağlamlığı, dayanıklılığı ve sürekliliği kullanılan malzemenin tanınmasına ve iyi bilinmesine bağlıdır. Sağlıklı toplumlar ve cemaatler meydana getirebilmenin yolu da inançlı ve kararlı insanların beraber olmalarıyla mümkündür.

İnsanlar çevresindeki varlıkları yorumlama ve anlamlandırma faaliyetini zihni bir süreç içerisinde yaparken, o varlıkları kelime ve kavramlarla tanımlamak mecburiyetindedirler. Kelime ve mefhumlara yüklenilen biçim ve özün oluşması, sosyal hayatın içerisinde ve insanın çevresinde ona adapte edilen bir faaliyettir, insan, toplum ve tarih ikilemi içerisinde hayatını devam ettirirken, hayatın amacı hakkında sahip olduğu vahyi veya beşeri ilkeler doğrultusunda kültürünü oluşturur.

Kur'an kavramlarının bir çoğu tarihi akış içerisinde çeşitli mahalli kültürlerin etkisiyle asıl anlamından koparılıp bir takım düşüncelerin ifade vasıtası yapıldığı ve hayata bu şekliyle geçirildiği tarihi bir realitedir. Müslüman fert ve toplumların hayatında gerçeklik ve olumluluğu içeren İslami kavramların, bulanması ve zayıflaması, müslümanların düşüşüne neden olmuştur. Öte yandan İslam'ı kendisine karşı potansiyel alternatif gören Batı, İslami uyanışı durdurmak için, İslami kavramların silik, bulanık ve tereddütlere açık bir biçimde yaşamasını istemektedir.

Bu yazının amacı, veli veya evliya kavramını ana kaynağa, yani Kur'an'a döndürme girişiminden ibarettir. Zaman içinde yerleşik kültürlerin ve İslam düşmanlarının ve cahil dostların müdahalesiyle İslami kavramların karşı karşıya geldiği karışıklık ve anlam sapması bunu göstermektedir. Kavramların üstünden asırların geçmesi sonucu, güçlüyü zayıfla değiştirme, Allah'ın kitabına yaklaşma yerine ondan uzaklaşma ve onu hayat sahnesinden silme yönünde menfi bir durum olmuştur.

 

I. Veli Kavramı ve Tarihsel Gelişmesi

Arapça bir kelime olan vela yahut veliyye'den türeyen veli sözcüğü dost, ahbap, arkadaş, yardımcı gibi manalara gelmektedir. Çoğulu evliyadır. Hukuki anlamda veli ise, bir çocuğun her türlü hareket ve halinden sorumlu olan kimse demektir. Kelime Kur'an'da Allah'ın ismi olarak da kullanılmıştır.

Toplumda veli veya evliya kelimesi, ne lügat manası, ne de Kur'an'da kullanıldığı mana ile değil; daha çok bu kelimeye sonradan kazandırılmış manasıyla kullanılmaktadır.

Geleneksel anlamda veli (veya evliya); benliğini Allah'ta yok etmek suretiyle bir takım üstün vasıflar kazanarak, harikulade şeyler gösterebilen büyük insan anlamında kullanılmaktadır. Hatta daha da ileri gidilerek Allah adına kainatın idaresini düzenlemeye yetkili kişiler olarak algılanmaktadır.

Hicretin ilk asrından başlayan zühd ve takva anlayışı giderek tasavvufi bir şekle bürünmüş ve IX. yüzyıldan sonra ise geniş ve renkli bir tefekkür meydana getirmiştir.

Veli kavramının, Türklerin İslam'a girişinden sonra, İslam öncesi dinlerinden taşıdıkları Şamanizm, Budizm, Zerdüştilik, Mazdeizm, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi inançların tesiriyle istılahlaştığı görülmektedir. Öyle ki Allah'a yakın olduğu kabul edilen, veli diye vasfedilen bu kişilerin fevkalade kuvvet ve kudretlerle mücehhez olduğuna ve herhangi bir konuda -sağ veya ölü iken- yardımlarının söz konusu olacağına inanılmaktadır. Böyle bir anlayış velinin takdis olmasıyla sonuçlanmaktadır.

Yukarıdaki anlamıyla Müslümanlar arasında yaygınlaşan bu veli kavramının menşe itibariyle islamiyet'le bir ilgisi yoktur. Dikkatle bakıldığı zaman Hıristiyanlıktaki aziz kültü gibi, Müslümanlar arasında yaygınlaşan bu veli sözcüğünün İslam'dan Önceki putperest kültürlerle yakın alakası vardır.[1]

Türklerdeki veli anlayışının temelinin Şamanist devirden kalma olduğu söylenebilir. Eski Türk Şamanları incelendiğinde bunların Türk veli tipine çok benzediği anlaşılır. Gelecekten haber veren, hava şartlarını değiştiren, felaketleri önleyen yahut düşmanlarına musallat eden, hastaları iyileştiren, göğe çıkıp uçabilen, ateşte yanmayan Türk Şamanları bu hüviyetleriyle adeta İslam sonrası eserlerde veli veya evliya olarak tanındı.

Şamanist Türkler, şamanların harikulade insanlar olduklarına, ruhlar ve gizli güçler ile ilişki kurup onlara istediklerini yaptırabildiklerine inanırlardı.

Türklerin veli telakkisinin oluşmasında eski atalar kültürünün de önemi vardır. Ata öldükten sonra onun ruhunun üstün bir takım güçleri olduğuna inanılır ve ondan şefaat beklenir.

Bu üstün ruhani güçlerle donanmış insan tipinin Müslümanlık'taki veli tipiyle ilgi kurulmasında güçlük çekilmedi. Kur'an-ı Kerim'deki çeşitli mucizeler gösteren peygamberlerin şahsiyetini kendi din adamlığıyla benzeştirdiler.

Veli veya evliya kültürünün oluşmasına sebep olan unsurlar şunlardır:

a) Eski Türk inançları

b) Budizm ve Şamanizm

c) İslam öncesi kültür

d) Kitab-ı Mukaddes kaynaklı inançlar .

e) İslam (Kur'an ve hadislerdin yanlış yorumu )

X-XII. asırlarda islamiyet Orta Asya'da yayılırken tekkelerin çoğu eski Budist manastırlarının yerine, yahut yakınlarına yapılıyor, zamanla manastırdaki azize ait menkıbeler, yerli halkla ilişkiler kurmada kolaylık olması için islami bir hüviyete dönüştürülüyordu. Bu usul hem Anadolu'da hem de Rumeli'de tatbik edildi. Mesela Hacı Bektaş'ın Sulucakaraöyük'te kurduğu tekke burada yaşayan Hıristiyanlar'ın takdis ettiği Saint Charalambus'a ait kilise ve kültürü İslami bir havaya büründürüldü. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Bu veli (veya evliya)lerin neler yaptıklarını Abdurrahman Cami'ye ait Nefehatu'l-Uns min Hazarati'l-Kuds isimli eserden takip edelim:

1. Yoğu var etmek, varı yok etmek.

2. Gizli şeyleri açığa çıkarmak, açıkta olanları gizlemek.

3. Ölüyü diriltmek, diriyi öldürmek.

4. Duayı gerçekleştirmek.

5. Gıyaben söylenenleri işitmek.

6. Gaybten ve gelecekten haber vermek.

7. Su üzerinde yürümek, mekan aşmak.

8. Aynı anda muhtelif yerlerde görünmek.

9. Hayvan bitki veya cansız maddelerin teşbih ettiklerini duymak.

10. Havada dolaşmak.

11. Vahşi hayvanları emrine almak.

Yukarıda sayılan özelliklere uygun, tarihte ve günümüzde var sayılan velilere örnekler veren külliyat bir hayli yaygındır.

örnek olarak; Hacı Ubeydullah Ahrar denilen şahıs Semerkantta otururken aynı anda istanbul'u fetheden Fatih'in ordusuna yardım eder şeklindeki olay bütün klasik kaynaklarda çok rahat bir şekilde anlatılır.[2]

Bazıları da insanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahi-binin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yerlere yağar..[3]

Bazıları da Allah ile konuşabiliyor, hatta O'nu da emri altına alıyor: Hak Teala dedi:

- Ya Cüneyd. Ben seninim, sen benimsin. Şimdiye değin sen benim dediğimi tutardın, şimdiden sonra ben senin dediğini tutarım.[4]

Bir başkası Evliya'dan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir, isterse o veli, kabrinde meyyit olsun. Kabrindeyken müridini yetiştirir. Müridi kabrinden onun sesini işitir. Nitekim Ebu'l-Hasan Hırkanı' Beyazıd Bestami'den bu şekilde feyz almıştır.[5]

Bazıları işi daha da ileri götürerek; Allah beni öğer, ben de onu. O bana kulluk eder, ben de O'na. Bir halde O'nu ikrar eder ve eşyadaki çokluk ve değişikliği görünce inkar ederim. [6] der.

Veli (veya şeyh) ile sohbetin usulü (!}: Evvela mümkün ise güsl ile olmazsa taze bir abdestle iki rekat namaz kılmak, anlayamadığı bir şey varsa onu kendi kusuruna hami etmek, hiç bir surette şeyhin kavi, fiil ve ahvaline kat'iyyen itiraz etmemek, şeyhin kelamını hakdır diye itikad etmek... Sohbet bitince çok oturmayıp hemen kalkıp izin istemek ve ellerini dizlerini öpüp geri geri gitmek..[7]

Allah u Teala'nın ism-i zahirleri o kadar çok tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü, hatta nisa şeklinde onların organları halinde ayrı ayrı zahir oldu. Bu taifeye o kadar bağlandım ki nasıl bildireyim kendimi tutamıyordum. Onların şeklindeki zuhur başka hiç bir şeyde yoktu. [8]

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Allah adına, din adına anlatılanların islam'la bir ilgisi olmadığı ortada olduğu halde bu eserlerin Kur'an rehberliğinde yeniden okunması ve yeniden değerlendirilmesi gerekir.

                                                          Sonraki sayfa»»

[1] E.A.Westermarck, islam Medeniyetinde Puta Tapma Devrinden Artakalan itikatlar, Çev. Ş. Nazmi Coşkuner, Ankara, s. 11,19-20.

[2] İrfan Gündüz, Osmanlılar'da Devlet-Tekke Münasebetleri, Sena Neşriyat, s. 43-44, ist., 1984

[3] Mehmed Zahid Kotku, Ehl-i Sünnet Akaidi, s. 7, Seha Neşriyat.

[4] Feridüddin Attar, Tezkiretü'l-Evliya, Erkam Yayınları, s. 158, ist.

[5] Esseyyid Abdûlhakim Arvasi, Rabıta-i Şerife, Çev. Necip Fazıl Kısakürek. Büyük Doğu Yayınları, s. 19, ist., 1981.

[6] Muhyiddin-i Arabi, Fususu'l-Hikem, Çev. M. Nuri Gençosman, s. 48, ist., 1981.

[7] Mehmed Zaid Kotku, Tasavvufi Ahlak, Cilt l, s. 90, ist

[8] İmam-ı Rabbani, Mektubat Tercümesi, 1. Mektup, Sönmez Neşriyat, t. 6,1968, ist

 
  Bugün 102 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=