ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  27.2. Anlamı Olumsuza Çevirenler
 

27.2. Anlamı Olumsuza Çevirenler

Bakara 184.teki (وعلى الذين يطيقونه) ibaresine olumsuz anlam verenleri yanıltan (الطاقة = et-tâkâtu) kelimesine verilen yanlış anlamdır. (الطاقة) güç ve kuvvet demektir. Kelime Türkçe’ye “takat” şeklinde geçmiştir. Kur’ân’da şu duayı yapmamız tavsiye edilmiştir:

رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ

Rabbimiz! Takat getiremediğimiz yükü bize yükleme…” (Bakara 2/286) Yani “zorlanacağımız yükü bize yükleme” demektir. Yoksa “gücümüzün yetmediğini yükleme” değildir[1]. Çünkü gücümüzün yetmediği yükü yüklememe, zaten Allah’ın bir kanunudur. O şöyle buyurur: “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez. (Bakara 2/286)

Fakat Ragıb el-İsfahânî  (الطاقة) kelimesine, kendi söyledikleri ile de çelişen şöyle bir anlam vermiştir:

الطاقة: اسم لمقدار ما يمكن للإنسان أن يفعله بمشقة

Yani “takat kişinin zorlanarak yapabileceği kadarına isim olmuştur[2].” Bu, takat yetirememe halini gösterir. Buna göre oruca takati olanlar, oruç tutmakta zorlanan kimselerdir. Oruca takati olmayanlar ise orucu kolayca tutan kimseler olur. Çünkü iki olumsuzdan bir olumlu anlam çıkar. “Yok yok” demek “her şey var” demektir. “Rabbimiz! Takat getiremediğimiz yükü bize yükleme… demek de; “Rabbimiz! Bize zorlanacağımız yükler  yükle” demek olur. Bu, anlamı tersine çevirmedir. Bu sebeple takat kelimesine yukarıdaki anlamı vermek yanlıştır. Çünkü oruca takati olan, zorlanmadan oruç tutabilen kimse demektir. 

Bize göre bu yanlış, ya el-İsfahânî’nin ya da onun kitabını yazarak bize ulaştıran kişilerin bir hatasından kaynaklanmıştır. Yukarıdaki cümlenin aslı şöyle olmalıdır:

الطاقة: اسم لمقدار ما يمكن للإنسان أن يفعله بدون مشقة

Yani “tâkat  kişinin zorlanmadan yapabileceği kadarına isim olmuştur.”

Cümleden “دون = dûn” kelimesi düştüğü için anlam bu hale gelmiştir. Bunun böyle olduğu, bütünlüğün bozulmasından da anlaşılmaktadır. Bundan hareketle, (وعلى الذين يطيقونه) ibaresine “.. zorlandığı taktirde oruç tutabilenlere..” anlamını verilmiştir. Bu, oruç tutamama hali olacağından, bir kısmı da anlamı “oruç tutamayanlar” diye değiştirmiştir. Türkiye  Diyanet Vakfı’nın yayınladığı meâlin ilgili bölümü şöyledir:

“… (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak fidye gerekir…”

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı “Kur’ân Yolu  Türkçe Meâl ve Tefsir”inde ise şu anlam verilmiştir: “Orucu tutmakta zorlananlar için bir yoksulun (günlük) yiyeceği kadar fidye yeterlidir[3]” Bu tefsire şöyle bir açıklama konmuştur:

“Orucu tutmakta zorlananlar” şeklinde tercüme ettiğimiz kısımda geçen “yutîkûne” fiili gerek dil bilimi gerekse kıraat şekilleri bakımından farklı manalara müsait olduğu için bu kısmı “orucu tutabilecek durumda olanlar” şeklinde anlayanlar olmuştur. Bu anlayışa göre başlangıçta müminler oruca alışıncaya kadar oruç tutabilecek durumda olanların, isterlerse fidye vererek bu İbadeti yerine getirmemelerine izin verilmiş, sonra bu izin kaldırılmış ve gücü yetenlerin orucu tutmaları gerekli kılınmıştır.

Bizim tercüme ettiğimiz şekil ve katıldığımız manaya göre ya bünyesi veya içinde bulunduğu durum ve şartlar sebebiyle orucu zor tutan, oruç tutmakta zorlanan, devam ettiği takdirde hasta olmaktan veya mecbur olduğu işini yapamamaktan korkan kimseler oruç tutmak yerine her gün için bir fidye verebileceklerdir. Eski zamanlarda yaşlılık yüzünden zayıf düşmüş kimselerle emzikli ve hamile kadınlar “orucu tutmakta zorlananlar”a örnek olarak zikredilmiştir. Bunlardan yaşlıların oruç yerine fidye vereceklerinde ittifak vardır. Diğer ikisine gelince mesela Şafiî  ve Mâlik’e göre bunlar da fidye verirler, sonra da mazeretleri ortadan kalkınca kaza ederler. Hanefîler’e göre bu ikisi fidye vermezler, sonradan tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.

Günümüzde dökümcü, maden, beton veya yol işçisi, tellak, hamal gibi ağır işlerde çalışan kimselerin de “orucu tutmakta zorlananlar” sınıfına dahil edileceği hükmü birçok fıkıhçı tarafından benimsenmiştir. Bunlar da zarar gördükleri takdirde oruç tutmak yerine fidye verebileceklerdir.[4]

 (و على الذين يطيقونه) ibaresinin anlamı “..onu tutabilenlere..” olduğundan yukarıdaki anlam ve yorumlar yanlıştır. Bunların, daha önce yapılmış bir yanlış dışında dayanakları da yoktur. Hasta ve yolcuların, tutamadıkları oruçları kaza etmelerinin gerekçesi olarak şöyle buyurulmuştur: “Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara 2/185) Demek ki bunlar, oruç tutmakta zorlanan kimselerdir. Bunlara oruçlarını kaza etmeleri emredilirken emzikli kadın, dökümcü, maden işçisi, tellak, hamal gibi ağır işlerde çalışanların, zarar görmeleri halinde oruç yerine fidye verebileceklerine hükmetmek tam bir çelişki olur.

Bunlar, bir alimin yaptığı hatanın, sonrakiler tarafından hangi boyutlara taşındığının güzel bir örneğidir.



[1] Müfredât (الطوق) mad; Firuzabadî, Besâir, c. III, s. 524, 525.

[2] Müfredât (الطوق) mad.

[3] Hayrettin Karaman, Mustafa Çağırıcı, İbrahim Kafi Dönmez, Sadrettin Gümüş, Kur’ân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Ankara, 2004, c. 1, s. 179.

[4] Kur’ân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c. 1, s. 181-182.

Sonraki sayfa»»

 
  Bugün 504 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=