ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  1- Yanlış Bir Allah Anlayışı 1
 
Yanlış Allah İnancı I-Bölüm




Yanlış Allah İnancı II-Bölüm



1- Envâru’l-Âşikîn’de Yanlış Bir Allah Anlayışı[1]

Ahmed Bîcan’ın kitabında aktardığı bir takım rivâyetlerle Allah’ı doğru tanıtmadığı ve yanlış bir ilah tasavvurunun oluşturulmasına katkı sağladığı görülmektedir. Nitekim âhirette kullarına Kur’ân okuyacak ve Peygamber’ine cenâze namazı kıldıracak bir Allah anlayışının sergilenmiş olması, iyi niyetle yapılmış olsa bile bir takım yanlış anlayışların oluşumda etkili olmaktadır.

O, bu rivâyeti şu şekilde aktarmaktadır.

 “Nakildir ki, yarın kıyâmet gününde kullar dediler: “İlâhunâ ve Mevlânâ! Dünyada Kur’ân okuduk ve hatim eyledik.” Hak Teâlâ Hazretleri dedi: “Ey benim kullarım! Siz okudunuz, ben işittim. İmdi siz oturun, benim cemâlime nazar eyleyin, ben dahi Kur’ânı okuyayım, siz dahi dinleyin!” Pes Tâ’hâ ve Yâsîn sûresini okuya” [[2]]

 

dedikten sonra, Allah’ın bu iki sûreyi yerler ve gökleri yaratmadan bin yıl önce okuduğunu, meleklerin bu sûreleri işitip: “Gönlünde Kur’ân olana ne mutlu! Kendilerine Kur’ân nâzil olan Muhammed ümmetine ne mutlu!” dediklerini haber vermektedir.

Herhangi bir eleştiriye tabi tutulmaksızın nakledilen bu rivâyet insanları, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’in tanıtmadığı bir Allah anlayışına götürmektedir. Dolayısıyla böyle bir anlayış, Peygamber’ine cenaze namazı kılan bir ilah tasavvurunu da beraberinde getirmektedir.

 

Şöyle ki, Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekir (13/634) arasında geçen diyalog aktarılırken, Hz. Ebû Bekir’in ölüm döşeğinde ki Hz. Peygamber’e: “Seni kim yıkasın?” diye sorduğunu, onun da: “Amcamoğlu Ali yıkasın, Abbas’ın oğlu Fazl su döksün. Sonra kefenimi sarıp, beni kabrimin üstüne koyun! Bir zaman dursun” dediğini, sonra da şöyle devam ettiğini bildirmektedir.Evvel benim namazımı Rabbim kılar. Yani Hak Teâlâ Hazretleri bana rahmet eder. Ondan sonra feriştehler (melekler) kılar. Ondan sonra Ehl-i beytim kılsın. Ondan sonra Müslümanlar kılsınlar…” [[3]]

Görüldüğü üzere, burada her ne kadar “Rabbim bana rahmet eder” şeklinde îzah edilmeye çalışılsa da, “
benim namazımı Rabbim kılar” ifâdesi doğru değildir. Zîra namazı, Allah’ın rızasını gözeterek kullar kılar. Bîcan’ın naklettiği rivâyeti üretenlerin âyette ifâde edilen [[4]]

 

salât” kelimesinden yola çıkarak böyle bir sonuca varması kuvvetle muhtemeldir. Oysa âyette belirtildiği üzere Rabbin ve meleklerin nebî’ye “salât”ı, ona her yönden yardım ederek “desteklemiş” olmalarıdır.

Aynı şekilde inananların da “
salât”a teşvik edilmesiyle verilmek istenen mesajı;

Hz. Peygamber’e gerçek anlamda destek verilmesi, onun ilkelerinin hayata geçirilmesi noktasında üstün bir çaba gösterilmesi ve onun rehberliğine tam anlamıyla teslim olunması gerektiği şeklinde anlamak da mümkündür. “Salât” kelimesinin sadece bir anlamının ele alınıp zorâki yorumlar yapmak yerine, farklı anlamlarından yola çıkılarak Kur’an’ın esas vermek istediği mesajın dikkate alınması daha isabetli olacaktır.

Envâru’l-Âşikîn’de yanlış ilah tasavvurunun [
[5]]  oluşumuna katkı sağlayan, mülkünde kuralsız ve kanunsuz tasarrufta bulunan, keyfine göre hareket eden buna benzer pek çok anlayışlar mevcut [[6]]  olup bunların yeniden gözden geçirilerek doğrularının ikâme edilmeye çalışılmasında yararlar olacağını düşünmekteyiz.

 

 Zîra Yüce Yaratıcı’nın insanlara en doğru bir şekilde tanıtılması, zihinlerde pek çok sorunun cevabının daha rahat bulunmasına imkan sağlayacak ve kullarının O’nu hakkıyla takdir etmeleri belki bu şekilde çok daha kolay olabilecektir.

Ahmed Bîcan’ın eserinde bir takım eski kültürlerin tesirinde kalarak insanlaştırılan, dolayısıyla da sınırlandırılan bir ilah tasavvurunun oluşumuna ve toplumda yaygınlaştırılmasına katkı sağladığı görülmektedir. Şu örneklerde de bunu görebilmek mümkündür.

-         Yüce Allah’ın kul hakkı ilgili kendi koyduğu ilkeleri çiğneyerek kıyâmet gününde Hz. Dâvud’a özel bir ayrıcalık yapacağı;[[7]]

 

-         fakir zâhidlerin canını Azrail’in (a.s.) değil, bizzat Allah’ın kendisinin alıp cennete buyur edeceği; [[8]]

 

-         Allah’ın üç konuda, Hz. Âdem’den özür dileyeceği;[[9]]

 

-         Hz. Peygamber’in, Allah Teâlâ’yı rüyada görmek için yapılması gerekenleri anlattığı;[[10]]

 

-         Cehennem’in bile kendisine Allah’ın azap etmesinden korktuğu[[11]] anlatılırken, Yüce  Allah’ın yanlış tanıtıldığı[[12]] fark edilememektedir.

Zîra, bilineceği üzere Allah Teâlâ’nın kendi koyduğu kuralları kendisinin çiğnemesi söz konusu değildir. Bu dünyada iken onu rüyada görmek mümkün olmasa gerektir. Bununla beraber, Allah’ı sevdirmeye çalışmaktan ziyâde, her fırsatta azap eden ve cezalandıran bir ilah anlayışına temas edilmesi ve beyinlere sürekli bu mesajın verilmesi de doğru olmamaktadır. Nitekim sevgiden uzak, sadece korkuya dayalı bir eğitimin veya böyle bir anlayışın uzun vadede başarılı olmasının mümkün olmadığı bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Aktarılan şu rivâyette de Yüce Allah’ın insanlara ne kadar yanlış tanıtıldığı fark edilememektedir. Ebû Hureyre’den rivâyeten kıyâmet günü Hz. İbrâhim’in, babası Âzer’i kurtarmak için Allah’a: “
Ya Rabbi! Sen bana vaad eyledin ki, kıyâmet gününde beni rüsvây eylemeyesin. Bundan dahi rüsvâylık ne ola ki, atamı (babamı) od’a (cehenneme) bırakırlar.”
dediği haber verilmektedir. [[13]]

Bu ifâdeler, gerek Kur’an’ın ruhuna,[
[14]]

gerekse Kur’an’ın bize tanıttığı bir peygamberin kişiliğine[[15]] taban tabana zıt ifâdelerdir.

 

Bir peygamberin ne bu dünyada, ne de âhirette böyle bir üslupla, hem de Allah’a karşı bu şekilde bir söz söylemesi mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla bu rivâyetin uydurma olduğu anlaşılmaktadır.[[16]]


[1] Geniş bilgi için bkz, Dr. Ahmet Emin Seyhan, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s.75-80.

[2]  AHMED BÎCAN, s. 332.

[3]  AHMED BÎCAN, s. 258. Bîcan tarafından nakledilen rivâyeti, Muhammed b. Ahmed b. el-Bişr, Abdülmünim b. İdris b. Sinan, Vehb b. Münebbih, Câbir b. Abdillah ve Abdullah b. Abbas tarikiyle Taberânî; Abdulmünim b. İdris, Vehb b. Münebbih, İbn Abbas tarikiyle de Ebû Nuaym tahric etmişlerdir. (TABERÂNÎ, Kebîr, III, 58-64; EBÛ NUAYM, Hilye, IV, 72-79). Bu uzunca rivâyeti değerlendiren Heysemî, senedde yer alan Abdulmünim b. İdris’in “kezzâb, vaddâ” olduğunu kaydetmiştir. (HEYSEMÎ, Mecma’, IX, 26-31). Dolayısıyla Bîcan tarafından nakledilen bu rivâyetin uydurma olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu rivâyette “yani Hak Teâlâ Hazretleri bana rahmet eder” şeklindeki açıklamanın olmadığı görülmektedir. Bîcan, kafasını karıştıran rivâyeti bu şekilde şerh etmeye çalışmış olmalıdır.

[4] Ahzâb, 33/56.

[5] Kitâb-ı Mukaddes’te insanlaştırılmış Tanrı tasavvurunu yansıtan âyetler bulunmaktadır. Mesela; “Günün serinliğinde, bahçede gezmekte olan Rab Allah’ın sesini işittiler ve adamla karısı Rab Allah’ın yüzünden bahçenin ağaçları arasına gizlendiler.” Bkz. Tekvin, 3/8, s. 3. Aynı şekilde, şu âyette de sanki bir terzi Tanrı anlayışı mevcuttur. “Ve Rab Allah, Âdem için ve karısı için deriden kaftan yaptı ve onlara giydirdi.” Bkz. Tekvin, 3/21, s. 3. Ayrıca bkz. Tekvin, 1/4, s. 1; İşaya, 26/21, s. 691. Çıkış, 4/14, s. 57; Levililer, 2/1-3, 8-10, 11-16; Sayılar, 12/4-8, 9-11; Tensiye, 20/4, 31/29, 32/1; Matta, 25/ 35-46; Luka, 1/35, 43, 11/20; Yuhanna, 14/11, 23, 16/15; Efesoslulara, 6/23-24.

 

[6] AHMED BÎCAN, s. 26, 39, 86, 97, 98, 114, 116, 119, 123, 133, 137, 165, 219, 221, 224, 225, 231, 239, 240, 275, 276, 282, 284, 295, 315, 332, 350, 353, 358, 363, 367, 385, 394, 395, 397, 398, 405, 407, 409, 413, 415, 419, 420, 421, 423, 440, 456. (Salt gücünden ve mutlak mülkiyetinden dolayı kötülük ve haksızlık yapma hakkını kendinde gören, kuralsız ve kanunsuz bir zorba ilah anlayışının İslâm’ın genel ruhuyla bağdaşmayacağı, böyle bir Allah’ın nasıl insanlara ahlâkî bir model olabileceği, kendi uymadığı şeyleri Kur’ân’da nasıl bizden isteyebileceği ifâde edilmekte ve böyle bir Tanrı tasavvurunun İslâm dünyasını ahlaksızlığa, yamukluğa kadüklüğe ve çarpılmışlığa sürüklediği ifade edilmektedir. Bkz. GÜLER, İlhami, Allah’ın Ahlâkîliği Sorunu, s. 145, 151.)

 

[7] AHMED BÎCAN, s. 133.

[8] AHMED BÎCAN, s. 219-220.

[9] AHMED BÎCAN, s. 407.

[10] AHMED BÎCAN, s. 315. Kırbaşoğlu, Hz. Peygamber’in Allah’ı rüyada gördüğüyle alakalı rivâyetlerin mitolojik ve efsanevî unsurlar içeren nakiller olduğu kanaatindedir. Bkz. Alternatif Hadis, s. 288.

[11] AHMED BÎCAN, s. 385.

[12] Rivâyetlerde yer alan yanlış Tanrı tasavvuruyla ilgili bkz. KIRBAŞOĞLU, Alternatif Hadis, s. 336-338.

[13] AHMED BÎCAN, s. 412.

[14] Bakara, 2/80; Âl-i İmrân, 3/9; Ra’d, 13/31; Hac, 22/47; Rûm, 30/6; Zümer, 39/20.

 

[15] Bakara, 2/135; Âl-i İmrân, 3/68, 95; Nisâ, 4/54, 125; En’âm, 6/74, 161; Tevbe, 9/114; Hûd, 11/75; Nahl, 16/120; Meryem, 19/41; Enbiyâ, 21/69; Hac, 22/78; Ankebût, 29/16; Zuhruf, 43/26; Mümtehine, 60/4.

 

[16] Bu rivâyet, tezimizin III. Bölümü “Kâfirlerin Durumu” bahsinde değerlendirilmiştir. Bkz. İlgili bölüm.


 
  Bugün 122 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=