ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  18- KUR’AN - FITRAT İLİŞKİSİ
 

18- KUR’AN - FITRAT İLİŞKİSİ

Fıtrat, varlıkların temel yapısını ve onu oluşturan yaratılış, değişim ve gelişim ilke ve kanunlarını ifade eder . Göklerin, yerin, insanların, hayvanların, bitkilerin yani her şeyin yapısı ve işleyişi buna göredir. Bilimde, teknolojide ve insan ilişkilerindeki temel kanunlar da bunlardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Şunu görmen gerekmez mi: Göklerde ne var, yerde ne varsa; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğu Allah'a boyun eğmektedir. Bir çoğu da azabı hak etmiştir. Allah kimi aşağılık saymışsa ona değer verecek biri çıkmaz. Allah ne dilerse onu yapar.
(Hac 22/18)

Bir çok insan fıtrata aykırı davranır ve dengeleri bozar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:


İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozukluğu ortaya çıktı. Bunun böyle olması, Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırsın diyedir. Belki vazgeçerler.“ (Rum 30/41)

Fıtrata aykırı davranışlar insanı rahatsız eder. Onu buna iten; menfaatleri, beklentileri veya özentilerdir. Sonra alışır ve ondan zevk almaya başlar. Ama içinde gizlenen rahatsızlık, zaman zaman ortaya çıkar. Böyle kimseler, yaptıklarını düşünüp bir iç muhasebesi yapmaktan kaçınırlar.

Kur’an’da sıkça, zikir kökünden türemiş kelimeler geçer. Zikir, bir bilgiyi zihinde, kullanıma hazır tutma, onu kalbe ve dile getirme ve hatırlama anlamlarına gelir . Zihinde var olan bilgiyi, bir konu için harekete geçirmeye tezekkür denir. Peygamberler insanları tezekküre çağırmışlardır. İbrahim aleyhisselam puta tapanlara,
“... tezekkür etmez misiniz?
” derken “Fıtrattan edindiğiniz bilgilerle benim sözlerimi karşılaştırıp yaptığınızın yanlış olduğunu görmez misiniz?” demiş olmaktadır. Bu onları, içi muhasebesi yapmaya çağırmadır.

Allah’ın indirdiği kitapların ortak adı zikirdir . Çünkü onlar kişiye, kendi benliğinden ve çevresinden edindiği bilgileri hatırlatmakta, fıtrata uygun düzenlemelerle onu rahatlatmaktadır. Zira her insan, varlık aleminin ve çevresinin öğrencisidir. Oradan sürekli bilgi edinir ve hayatını o bilgilerle sürdürür. Bunlarla Allah’ın kitapları arasında çelişki olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Bilin ki kalplerin yatışıp rahatlaması Allah’ın zikri ile olur
.” (Ra’d 13/28)

Allah’ın zikri Kur’an’dır. Çünkü zihinde tutulması ve sıkça hatırlanması gereken, odur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

İşte o Zikri biz indirdik. Ne olursa olsun onu koruyacak olan da bizleriz
.” (Hicr 15/9)

Bu sebeple Kur’an, fıtratın Allah tarafından bildirilmiş şeklidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:


Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O İnsanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30/30)

Bunun kesin sonucu şudur: Fıtrat İslâm’dır.

Allah’ın ayetleri yalnız Kur’an’da olanlar değildir. Tüm varlıklarda; göklerde, yerde, hayvanlarda, bitkilerde hasılı her yerde onun ayetleri vardır . Allah Teâlâ şöyle buyurur:


Biz onlara ayetlerimizi, hem dış çevrede hem de kendi içlerinde göstereceğiz, sonunda Kur’an’ın doğru olduğu onlar açısından iyice ortaya çıkacaktır. (Fussilet 41/52)


Ayetlerin, yalnız uzmanları tarafından görülebilecek olanları vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Sağlam bilgisi olanlar için yeryüzünde ayetler vardır;

Kendinizde de vardır; onları görmez misiniz?
(Zariyât 51/20-21)

Fen ve teknik bilimciler kanun koymaz, fıtratta olan kanunları keşfe çalışırlar. Sosyal bilimcilerin keşfettikleri kanunlar da vardır. Ama onların çoğu kanun koymaya ve topluma şekil vermeye çalışırlar. Bu tavır, sosyal alanda fıtrata aykırı uygulamalara yol açar. Bunun kötü etkisi zamanla ortaya çıkar ve dengeler bozulur. Zarar, oldukça büyük ve kalıcı olur.

Fen ve teknik bilimlerin keşfettiği kanunları, fıtrata aykırı kullanıp insanı ve çevreyi bozmak da mümkündür. Nitekim 20 ve21. asırlarda dünya böyle bir felaketin içine girmiştir.

Sonuç olarak Kur’an ile fıtrat arasında tam bir uyum vardır. Fıtrata uymak için Kur’an’ın koyduğu sınırları aşmamak yeterli olur.
Fıtratı anlamak için Kur’an’dan, Kur’an’ı anlamak için de fıtrattan yararlanmak gerekir.

Kur’an’ın hiçbir hükmü fıtratla çelişmez. Eğer bir çelişki varsa, Kur’an’a gereği gibi uyulmamasından kaynaklanır. Örnek olarak talak ile ilgili hükümlere bakılabilir.

Kur’an, talak hakkını üç ile sınırlandırmıştır. Bu fıtrata, tam olarak uyar. Çünkü istenmeyen bir işten sonra en çok iki kez özür kabul edilir, üçüncüde kabul edilmez. Bunu Musa aleyhisselam ile Hızır olayında da görürüz.

Mûsa Hızır’a, "
Sana öğretilenden bana da bir olgunluk bilgisi öğretmen için seninle gelebilir miyim?" dediği zaman Hızır: "Gel, ama sen benimle beraber olmaya dayanamazsın. İç yüzünü bilmediğin bir şeye nasıl dayanacaksın? Bana uyarsan, ben sana anlatıncaya kadar hiç soru sorma!" demişti. Musa aleyhisselam iki kere soru sormuş "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme. Çünkü artık benim tarafımdan beyan edilecek son özür noktasına ulaştın" demişti. Üçüncü soruyu da sorunca Hızır, “İşte bu benimle senin aranı ayırır” demişti . Üçüncüden sonra artık özür kabul edilmez.

Tıpkı bunun gibi, Kur’an’a uygun olarak yapılan üçüncü talaktan sonra kocanın özür beyan etme imkanı sona erer. Çünkü ilk boşamada, iddet süresi boyunca kadın kocasının evinde kalmış, süre içinde görüşüp probleme çözüm bulma imkanı elde etmişlerdir. Sonra ya evliliğe devam kararı almışlar, ya da ayrılmışlardır.. Evliliğe devam kararından sonra erkek, karısını ikinci kez boşamış, bir kez daha aile yeniden kurulmuş olabilir. Bu durumda eşini üçüncü kez boşarsa artık bu kişinin yeniden bir evlilik talebine yüzü kalmaz. İşte bu, fıtrata uygun bir boşamadır.

Çalışma bizden, başarı Allah’tandır.

 

 
  Bugün 327 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=