ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  14-2Kur`anı anlamada te`vil, Muhkem ve Müteşabih
 

III.                   Kur`anı anlamada te`vil, Muhkem ve Müteşabih

 

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ ِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ{7}


“Sana bu Kitab’ı indiren odur. Onun bir kısmı muhkem âyetlerdir. Onlar Kitab’ın anasıdır. Öbürleri ise bunlara benzerdirler (müteşâbih). Kalplerinde kayma olanlar, fitne çıkarma isteği ve onu tevil isteği ile benzer (müteşabih) olana uyarlar. Oysa onun te`vilini Allah’tan başkası bilmez. Sağlam bilgi sahipleri şöyle derler: «Biz buna inandık; hepsi de Rabbimiz katındandır.» Böyle düşünenler sadece temiz akıl sahipleridir.” (Âl-i İmrân 3/7)

 

Allah Teâlâ şöyle buyurur:
 

الَر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ {1}

“Elif, Lam, Ra. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah katından ayrıntılı olarak açıklanmıştır.” (Hûd 11/1)

Muhkem, sağlamlaştırılmış, güçlü, hikmetli demektir. Bazı âyetler, “şöyledir veya değildir“ diye hükümler içerir. Onlar muhkemdir. Bir de onları açıklayan âyetler vardır. Allah Teâlâ, bunlar arasına benzerlik koyarak birlikte ele alınmalarına imkan vermiştir. Böylece ayetler arasında ikili ilişkiler ağı oluşmuştur. Bunu şu âyet vurgulamaktadır:


اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَاباً مُّتَشَابِهاً مَّثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَمَن يُضْلِلْ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ {23}

“Allah sözün en güzelini, birbirine benzer (müteşabih) ikişerler olarak (bibirine benzer iç içe ikili mânalar ifade eden)  bir kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah'ın zikri/Kur'an'ı karşısında yumuşar. Bu, Allah'ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Allah'ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur“  (Zümer 39/23)

Müteşâbih, iki şey arasındaki benzerliği ifade eder. Müteşâbih ayetler birbirine benzerliği olan âyetlerdir. “ikişerler“diye tercüme edilen mesânî =
مثَانِي
kelimesi, bir ayetin, bir çok ayetle benzerlik taşıdığını ve ikili ilişki içinde olduğunu gösterir.

Benzer ayetleri bulup ortaya çıkaracak olanlar bilginlerdir. Onların içinde Arap dilini bilenler olmalıdır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآناً عَرَبِيّاً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ {3}


“Bu, bilen bir toplum için, âyetleri Arapça okuyuş olarak açıklanmış bir kitaptır.” (Fussilet 41/3)

Tevilde bir şeyi asıl hedefine çevirme anlamıda vardır. Müteşâbihin hedefi muhkemdir. Araya benzerlik koyarak onu muhkeme doğru çeviren Allah Teâlâ’dır.

... Oysa onun te`vilini Allah’tan başkası bilmez.”

Buradaki “onun = هـ zamiri; (مَا تَشَابَهَ مِنْهُ)’deki (ما) yı gösterir. “Oysa müteşabihin te`vilini Allah’tan başkası bilmez.” demektir.

Tevil konusu Kur’an’da örneklerle açıklanmıştır. İlgili âyetlerden biri şudur:
 فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِع عَلَيْهِ صَبْرًا ْ قَالَ هَذَا

“O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamızı gerektiriyor, dayanamadığın işlerin tevilini sana anlatacağım" (Kehf, 18/78)

Musâ aleyhisselam Hızır’la yolculuk yapmış ve onun bazı davranışlarına dayanamamıştı. Çünkü Hızır, önce; bindikleri gemiyi delmiş, sonra bir erkek çocuğunu öldürmüş. sonra da kendilerini misafir etmek istemeyen bir kasabada yıkılmak üzere olan bir duvarı doğrultmuştu. Ayrılmaya karar verdikleri bir sırada Hızır; “Dayanamadığın bu işlerin tevilini (yani sonucunu) sana anlatacağım" diyerek şunları söylemişti:

"Gemi, denizde çalışan ve başka işleri olmayan birkaç kişinindi; istedim ki onu kusurlu hale getireyim. Çünkü arkalarında sağlam gemilere zorla el koyan bir hükümdar vardı."
"Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korktuk"


Rablerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik."

"Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları iyi insandı. Rabbin istedi ki; onlar reşit olsunlar ve hazinelerini çıkarsınlar. Bu Rabbinden bir ikramdır. Yoksa ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin
tevili budur."
(Kehf 18/65-82)

Her bir olayın tevili, yani ana hedefi gösterilince Musa aleyhisselamın şaşkınlığı geçmişti.


Rüya yorumuna da tevil denir. Çünkü, rüyada ana hedef, gerçek olaylarla ilgili ip uçlarıdır.

Yusuf aleyhisselam zindanda iken hükümdar şöyle demişti:

 

"Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız rüyamı doğru yorumlayın."

Dediler ki: "Bunlar karışık rüyalar; biz böyle rüyaların tevilini bilmeyiz".

(Yusuf ile birlikte zindanda iken) kurtulan iki kişiden biri, nice zaman sonra Yusuf'u hatırladı ve: "Ben size onun tevilini bildireceğim, bana biraz müsaade edin" dedi.


Sonra Yusuf aleyhisselama geldi. O da rüyayı tevil etti ve şöyle dedi:


"Yedi yıl sürekli ekim yapın, bütün hasadı başağında bırakın; yiyeceğiniz az bir kısım başka.

"Sonra arkadan yedi kıtlık yılı gelir, bütün biriktirdiğinizi yer tüketir; sakladığınız az bir kısım başka."

"Sonra arkadan, halkın rahat edeceği bir yıl gelir, o zaman da sıkıp sağarlar"
. (Yusuf 12/43-49)

Rüya tevili, günlük hayattaki hangi olayın, rüyadaki hangi sembole benzediğine bakılarak yapılır. Bu ilgiyi kuramayanlar o tevili yapamazlar.

Açıkça görülüyor ki, tevilde bir ana konu, bir de onun açıklaması vardır. Hızır olayında ana konu, Musa aleyhisselamın bilmediği arka plandır. Gördüğü olaylar, onların açıklamasıdır. Ana konuyu kavrayınca açıklamaları anlayabilmiştir. Hadiste bildirildiğine göre Hızır ona şöyle demişti:

“Ya Musa, sen benimle birlikte olmaya dayanamazsın. Ben Allah’ın bana öğrettiği bir ilmi biliyorum ki sen onu bilmezsin. Sen de Allah’ın sana öğrettiği bir ilmi bilirsin ki, ben onu bilmem .”


Ana konuyla bağlantısı kurulamayan bir olaya dayanılarak bir karara varılamaz. Yukarıdaki işleri örnek alıp anasına babasına zahmet verecek diye bir çocuk öldürülemez. Yahut başkası gasp edecek diye birinin malına zarar verilemez. Böyle bir tavır insanlar arasında huzur ve güveni ortadan kaldırır.

Melik’in gördüğü rüya da ileride olacak bazı ana olayların açıklamasıydı. Melikin adamları, o ana olayla ilgi kuramadıkları için onun, karışık bir rüya olduğunu söylemişlerdi
. Demek ki tevil; açıklamayı ana olaya bağlayarak bir karara varmaktır.

Yukarıdaki iki olayda olduğu gibi Al-i İmran’ın 7. âyetinde de tevil kelimesi, ana olaya değil, açıklamaya izafe edilmiş ve
“... Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez.” denmiştir.

Burada ana olay, ümmü’l-Kitâb olan muhkem âyettir. Müteşabihi tevil eden, yani onu ana âyete bağlayan Allah’tır. Bunu ondan başkası yapamaz. Bu, şu âyetlerin de gereğidir:

“Ey Elçi! Biz sana okuduğumuzda onun okunuşunu takip et.
Sonra onu açıklamak bize düşer.”
(Kıyamet 75/18-19)

Allah Teâlâ, bu âyetler arasına benzerlik koyarak doğru açıklamaya ulaşmamıza fırsat vermiştir. Bu benzerliklere bakmadan bir tevile girişilirse, bu Allah’ın değil bizim tevilimiz olur ve bizi yanlış sonuçlara götürür. Bunu bilerek ve kasıtlı olarak yapanlar, yoldan çıkmış olurlar. Al-i İmrân 7. âyetinin ilgili bölümü şöyledir:

“... Kalplerinde kayma olanlar, fitne çıkarma isteği ve onu tevil isteği ile müteşâbih olana uyarlar.”


Dini kullanarak insanları sapıtmak isteyenler için en kestirme yol, âyetleri bağlantılarından koparmaktır. Bunun için bazı âyetleri görmemek gerekir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İndirdiğimiz açıklayıcı ayetleri ve ana yolu o Kitapta insanlara açıkladığımız halde, gizleyenler... İşte Allah onlara lanet edecektir. Lanet edecek olanlar da lanet edecektir.
Tevbe edip kendini düzelten ve onları açıklayanlar başka. Onların tevbesini kabul ederim. Ben tevbeleri kabul ederim, ikramım boldur.”
(Bakara 2/159-160)

Bu konuda Kur’an’da, Yahudilerle ilgili bir örnek vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“(Ey Yahudiler!) Şimdi siz öyle bir durumdasınız ki, bir birinizi öldürürsünüz. İçinizden bir takımını yurtlarından sürersiniz. Onlara yapılan kötülük ve düşmanlığa destek verirsiniz. Esir düşmüş olarak karşınıza çıkarlarsa kan bedelini ödersiniz. Onları sürgün etmek size zaten haramdır. Şimdi siz o Kitab’ın bir bölümüne inanıyor, bir bölümünü görmezlikten mi geliyorsunuz? İçinizden bunu yapanın hak ettiği nedir? Şu hayatta perişanlıktan başka bir şey mi? Böyleleri Kıyamet gününde de en şiddetli azaba sürüklenirler. Allah ne yaptığınızdan habersiz değildir.”
(Bakara 2/85)

Al-i İmran 7. âyet şöyle devam ediyor:

“Sağlam bilgi sahipleri şöyle derler: Biz buna inanırız. Hepsi de Rabbimiz katındandır”.


Yani Allah, âyetleri muhkem ve müteşabih olarak ikiye  ayırmış, araya bağ koyarak tevil yapmış ve o tevili bize göstermiştir. Biz âyetleri tevile değil, anlamaya çalışırız.

Yukarıda geçen ayetler arasındaki ilişkiler ağı, malesef bugüne kadar görülememiştir. Bunun tabii sonucu olarak; muhkem, müteşabih, mesânî ve tevil kelimelerine farklı anlamlar yüklenmiştir. Bunu bilerek yapanlar olduğu gibi bilmeyerek veya eskilerin kör taklitçisi olarak yapanlar da olmuştur. Bu yüzden bazı âyetler görmezlikten gelinmiş, bazıları da yanlış açıklanmıştır.
Talak 1-3 ile Bakara 229 ve Mumtehine 10; görmezlikten gelinen âyetlere, Hac 15, Nur 33 ve Taha 96, yanlış açıklanan âyetlere örnek olabilir.

Yanlış teviller sıkıntı doğurmaktadır. Kimileri, sıkıntının bunlardan değil, Kur’an’dan kaynaklandığını sanarak “tarihselci” yaklaşımla; kimileri de Kur’an’ı, dînî ve ahlâkî ilişkiler sahasına hapsetmekle sıkıntıların üstesinden gelineceğini düşünmektedir. Bu yaklaşımlar; hem yanlış tevillerin sahasını genişletmekte hem de bazı âyetleri görmeme veya tarihe hapsetme gibi daha ağır sonuçlara yol açmaktadır. Yukarıdaki âyetlerin ortaya koyduğu metot ise her türlü yanlışa engel olacak niteliktedir.

Sonraki sayfa»»

 
  Bugün 35 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=