ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  Ö- Cemaati büyütmenin hedef olmasi
 

Ö-CEMAATI BÜYÜTMENIN HEDEF OLMASI

Dine uyma yerine dini kendilerine uyduranlar, o dinin temel inançlarını, kendi hakimiyetlerini pekiştirmenin bir vasıtası olarak kullanırlar. Mesela Hıristiyanlıktaki Baba, Oğul ve Kutsal Ruh inancı, Kilise’nin Hıristiyan cemaat üzerindeki hakimiyetini pekiştirmenin aracı olarak kullanılır. Bu büyük bir din sömürüsüdür. İnsanlar, daha çok dindarlaşmak isterken Allah yerine Kilise’ye bağlı hale gelirler. Mesela Katoliklere göre İsa’yı, Kutsal Ruh’u, Meryem Ana’yı ve Havarileri Kilise temsil eder. “Kilise, hiyerarşik organlardan ve Mesih’in mistik bedeninden oluşan bir topluluktur. Göksel armağanlarla donatılmıştır. Biri insani diğeri ilahi olan iki farklı yapısı vardır[1]. Kilise insanlıkla Allah arasındaki birleşmenin işareti ve aracıdır[2]. Mesih’e benzeyen kilise görevlileri Mesih’in kullarıdır. Çünkü söyledikleri sözler ve verdikleri ihsan kendilerinin değil, başkalarına verilmek üzere kendilerine emanet edilen Mesih’in sözü ve ihsanıdır[3].

Bu şekilde Katolikler, Hıristiyanlığı Allah’ın dini olmaktan çıkarmış, Kilisenin dini haline getirmişlerdir. Şimdi Kilise, kendine bağlı olanların sayısını artırmak için her yola başvurmaktadır. Bunu diğer kiliseler de yapmaktadır. Onların bu faaliyetine misyonerlik denir.

Misyonerlik, din tebliği değildir. Din tebliği, bir dini insanlara anlattıktan sonra inanma konusunda onları serbest bırakmaktır. Misyonerlik, Pavlus’un yaptığı gibi insanları Kilisenin emellerine hizmet eder hale getirmek için her yola başvurma faaliyetidir. Nitekim Amerika kıtasını işgalin üzerinden 200 yıl geçmeden, Ortaçağ engizisyonunu aratmayacak yöntemlerle yerli inanç ve kültürler yok edilmiş ve halk Hıristiyanlaştırılmıştır. Aynı durum Avustralya, Yeni Zelanda ve batı emperyalizmini yaşayan Afrika ülkelerinde ve dünyanın diğer bölgelerinde de olmuştur[4].

Misyonerler, Aziz Pavlus'un yolundadırlar. Onun Korintlilere yazdığı mektupta şu cümleler yer alır:

19Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. 20Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa'nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım. 21Tanrı'nın Yasasına sahip olmayan biri değilim, Mesih'in Yasası altındayım. Buna karşın, Yasa'ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa'ya sahip değilmişim gibi davrandım. 22Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum. 23Bunların hepsini, Müjde (İncil)’de payım olsun diye Müjde'nin uğruna yapıyorum[5].”

Misyonerlik, İncil’i halklara ve Mesih’e inanmayan gruplara bildirmekle başlar. Bunu, Hıristiyan cemaatlerin ve yerel Kiliselerin kurulması izler. İncil’i halkların kültürlerinde canlandırmak için bir inkültürasyon süreci başlar. Halkları, grupları, kişileri ilgilendiren konularda, Kilise onlara adım adım ulaşır ve nüfuz eder. Bu, İncil’i kabul etmeyenlerle saygılı bir diyalog gerektirir[6].

İnkültürasyon, İncil’in mesajını Hıristiyan olmayan ülkelerin kültürlerine sokmak demektir. Hıristiyanlık mesajı ve hayat tarzı, diğer kültürlere uygun hale getirilir. Bunun amacı insanları adım adım Hıristiyanlaştırmaktır.

Birçok müslüman cemaat ve tarikatta da benzeri işler yapılır. Yeni bir cemaat olarak ortaya çıktıktan sonra İslam’ı kendilerinin temsil ettiklerine inanırlar. Cemaatlerinin daha çok büyümesini İslam’ın yayılması sayar, büyümeyi ana hedef haline getirirler. Said Nursî’nin aşağıdaki görüşleri buna örnektir:

Risale-i Nur'un İslâm Aleminde yayılmasına karşı sosyal ve siyasal açıdan engeller çıkmaması için Nur şakirtleri barışçı bir davranış sergilemekle yükümlüdürler. Sakın hocaların Cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. Onlara katılmasanız da, katılanları tenkit etmeyiniz. Gerçi İmam-ı Rabbanî; "Bid'at olan yerlere girmeyiniz" demiştir ama onun maksadı bunun sevabının olmayacağını bildirmektir; yoksa, namazın batıl olacağını söylemek değildir[7].”

Nurcular, davalarını yaymak için herkesle iyi ilişkiler içinde olmaya çalışır ve tartışmaya girmezler. Onların hiç sevmediği kişiler, İslam’ı Kur’ân’a uygun olarak anlatanlardır.

"Bid'at olan yerlere girmeyiniz" sözünün camileri hedef aldığı açıktır. Müslüman, daha çok sevap almak için camiye gider. Eğer namazın sevabını bile almayacaksa oraya gider mi? Said Nursî, bu yolla Nurcuların kendi mescitlerini oluşturmalarının işaretini vermiş olmaktadır.

 

P- İNSANLIĞI KUCAKLAMA İDDİASI

Nurcular derler ki; “Kim gerçekler peşinde koşuyorsa, Risale-i Nur'dan ders almalıdır. Nur yolunda giden her aydın, gerçek mutluluğa kavuşacak ve yeryüzünün mahiyetini anlayacaktır. Ebedî hayat hazinesini gösteren Kur'ân-ı Hakîmin nuru olan Risale-i Nur, elbette bir zaman dünyayı çınlatan nurlu sesini yükseltecektir[8].”

Said Nursî daha ileri gider ve şöyle der: “Dinin, şeriatın ve Kur'ân'ın yüzden ziyade tılsımını, muammâsını çözüp ortaya çıkaran ve en inatçı dinsizleri susturup cevapsız bırakan; Miraç ve ahirette ruh ve cesedin birlikte dirileceği gibi akıldan çok uzak zannedilen Kur'ân gerçeklerini en yobaz ve en inatçı filozoflara ve zındıklara karşı güneş gibi ispat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur nüshaları, elbette bütün dünyayı ve uzayı kendi ile alâkadar edecek ve bu asrı ve istikbali kendiyle meşgul edecek bir Kur’ân gerçeği ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır[9].” 

 “Şîalıkta mutaassıb ve Vehhabîlikte de aşırı, filozofların en inatçısı ve alimi, mutaassıb hocaların en kibirlisi hep beraber Nur dairesine girmeğe başladılar ve şimdi kardeş gibidirler. Hattâ bazı misyonerler, İsa dininin, yani Hıristiyanlığın gerçek ruhanîsinin de (yani İsa aleyhisselamın) o daireye gireceğine dair işaretler vardır. Bunlar birbirine hücum etmiyor; aksine bir dayanışma ve bir barışın gereğini hissedip tartışmalı konuları ortaya atmıyorlar. Demek İmam-ı Ali'nin (R.A.) otuz-kırk işaretiyle açık bir şekilde haber verdiği Risale-i Nur, bu zamanın dehşetli yaralarına tam bir ilâçtır. O daire bize kâfi geldiği için ondan dışarı çıkmıyoruz[10].”

 


[1] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 771.

[2] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 775.

[3] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 876.

[4] Şinasi Gündüz, Mahmut Aydın, Misyonerlik, İstanbul 2002, s. 18.

[5] İncil, Pavlus'un Korintlilere Birinci Mektubu, 9/1923

[6] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par.854 ve 856.

[7] Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1667. Yazı sadeleştirilmiştir; aslı şöyledir : “Risale-i Nur'un Âlem-i İslâm'da intişarına karşı, hayat-ı içtimaiye ve siyasiye cihetinde maniler çıkmamak için, Risale-i Nur şakirtleri musalahakârane vaziyeti almaya mükelleftirler. Sakın hocaların Cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de, iştirak edenleri tenkid etmeyiniz. Gerçi İmamı Rabbanî demiş ki: "Bid'a olan yerlere girmeyiniz." Maksadı, “sevabı olmaz” demektir; yoksa, namaz battal olur değil.”

[8] Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı, c. II, s. 2204.

[9] Emirdağ Lâhikası (1),  Mektup No: 24, c. II, s.1695. Yazı sadeleştirilmiştir. Aslı şöyledir: “Evet, dinin, şeriatın ve Kur'ân'ın yüzden ziyade tılsımlarını, muammâlarını hal ve keşfeden; ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden; ve Miraç ve haşr-i cismânî gibi sırf akıldan çok uzak zannedilen Kur'ân hakikatlerini en mütemerrid ve en muannid filozoflara ve zındıklara karşı güneş gibi ispat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette küre-i arz ve küre-i havâiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendiyle meşgul edecek bir hakikat-i Kur'âniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır.”

[10] Emirdağ Lâhikası, c. II, s. 1769. Yazı sadeleştirilmiştir. Aslı şöyledir: “Şîalıkta mutaassıb ve Vehhabîlikte de müfrit, feylesofların en maddîsi ve mütefennini ve mutaassıb hocaların en enaniyetlisi, beraber Nur dairesine girmeğe başlamışlar ve kısmen şimdi de kardeşçe bulunuyorlar. Hattâ bazı misyonerler de, din-i İsa'nın (A.S.) hakikî ruhanîsi de o daireye gireceklerine emareler var. Birbirine hücum değil; belki bir tesanüd, bir musalaha lüzumunu hissedip medar-ı münakaşa meseleleri ortaya atmıyorlar. Demek İmam-ı Ali'nin (R.A.) otuz-kırk işaretiyle sarahat derecesinde haber verdiği Risale-i Nur, bu zamanın müthiş yaralarına tam bir ilâçtır. Onun için, o daire bize kâfi gelmiş, harice çıkmıyoruz”.

 
  Bugün 504 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=