ANASAYFA

FORUM

HABERLER

ZİYARETCİLER

SORULARINIZ

KİTAP

EFENDİMİZ

NAMAZ

HİKMETLİ KİTAP

FİLİMLER


   
  Tevhid Nesli geliyor....
  ŞİİLERİN KURAN'I
 
HÜKÜM KONUSUNDA Şİİ MEZHEPLERİN GÖRÜŞLERİ

Şia mezhebinin ne zaman oluştuğu tartışmalıdır. Şiiler daha peygamber döneminde Şiiliğin oluştuğunu ileri sürmektedirler.[1] Sünniler ise Şiiliği, İbni Sebe adındaki hayali [2] bir karakterin oluşturduğu iddiasındadırlar. İşin gerçeği ise, elbette ki Peygamber zamanında Ali’yi seven onunla beraber olan birçok sahabe vardır (Ammar, Mikdad,  Selman, Ebuzer, Bilal gibi) ancak bir fırka telakisindeki Şiiliğin oluşumu; Hz. Ali’nin hilafeti dönemindeki Ali şiası, Osman şiası[3] çekişmeden doğmuştur.[4] 

Şia kelimesi Kuran’da taraftar, grup, hizip manasında kullanıldığı zaman hep olumsuzlanmıştır. Geçmişi ve geleceği ilmiyle kuşatmış olan ALLAH, Müslümanların ileride kendilerini birilerinin şiası olarak tanıtacaklarını çok iyi biliyordu. ( 6:65, 159; 19:69 ) 

30:32 (Müşrikler)[5] dinlerini parçaladılar ve şia şia oldular. Her mezhep kendi yanındakiyle gurur duymaktadır.[6] 

Başlangıçta sadece siyasi bir grup olan Şia, çeşitli evrimler geçirerek günümüzdeki şirk halini almıştır. Zamanla tüm hak yolların tahrife uğraması Sünnetullah’tandır. Özellikle 400 yıl boyunca muhalefette kalan Şiiliğin, bu tahrifattan kurtulması düşünülemez. Şii mezheplerin, Sünni mezheplere nazaran hakikatten çok daha uzaklaşmış oldukları bir vakıadır. Bu durumun dört sebebi vardır: 

1.     Şiiliğin, çıkış noktası Ali ve oğulları gibi karizmatik insanların haklarını savunmak olduğundan, zamanla bu şahsiyetlerin putlaşması kaçınılmazdır.

2.     Büyük bir dönem muhalefette kalındığından, devlet imkânlarıyla mezhebin safiyeti korunamamıştır. Birçok gulat[7] gruplar ortaya çıkmıştır. Ana gövdenin elinde bu oluşumları engelleyecek bir yaptırım gücü olmamıştır.

3.     Şia, ana muhalefet görevini üstlendiği için, iktidar bu gulatları muhalefetin gücünü zayıflatmak için özellikle desteklemiştir. Zamanla bu oluşumların hepsi birbirlerini etkileyerek bu şirk düzeni oluşmuştur.

4.      Türklerin bayrağı devralmasına kadarki dönemde iktidar Arapların elindeydi. Resmi mezhep Sünnilik; Arap/Sami - İslam sentezi şeklindeydi. Arap olmayanlar otomatikman sisteme muhalif oldukları için büyük çoğunluk olarak Şii olmuşlardır. Dolayısıyla bu gruplar, eski inanışlarını yalnızca kılıf değiştirerek Şiiliğe aktarmışlardır. İslam topraklarında Sami ırkı kadar yekun tutan ikinci ulus Aryanlar olduğu için Şia, hicri ikinci yüzyıldan itibaren İran - İslam sentezi hüviyetine bürünmüştür. Mecusilikten birçok inanç aşırılarak Şiiliğe kotarılmıştır. 

Günümüzde Müslümanların %20’sine yakın bir kısmı Şia mezhebinin çeşitli dallarından birisine mensuptur. Çağımızda müntesibi bulunan pek çok şia fırkası vardır. İsnaaşericilik[8] (Caferilik), Nusayrilik, Zeydilik, Keysanilik, Dürzülük, Alevilik, İsmaililik, ilel ahir. Biz hüküm konusunu bu gruplardan İsnaaşericilik (İmamiye) Şiası özelinden inceleyeceğiz. Çünkü Caferilik; bu ekollerden en az sapkın,[9] en kalabalık ve İran devletinin resmi mezhebi olduğundan en güçlü durumdakidir.


 

[1] İbni-i Ebih Hadid, Şerh-i Nehcül Belâğa,  c. 20, s. 221- 222
[2] Mikail Bayram, Tarih-Siyer, s.97; Taha Hüseyin, el Fitnet’ül Kübra, c.2, s.91
[3] Muaviye, Hz. Ali’yle dinsel background açısından asla baş edemeyeceğini bildiği için, kendisi ve imam arasındaki mücadelede zatını devre dışı bırakıp, hep kısa bir süre önce kendisinin yardım etmemesi sebebiyle katledilen Osman’ı sürmüştür. Böylelikle terazinin bir kefesinde Ali varken diğer kefeye Osman yerleşmişti.
[4] Şehristani, el-Milel ve'nNihal, c.1, s.146
[5] Parantez içinde belirttiğimiz müşrikler kelimesi kişisel yorumumuz değildir. Bir önceki ayette müşriklerden bahsedilmiş ve bu ayetin girişinde de ellezine denilerek o ayete bağlanmıştır. 31. ayeti yazmadığımız için konu bütünlüğü sağlansın diye parantezle müşrikleri ibaresini eklemek zorunda kaldık.
[6] Bu ayet, tüm mezheplerin fotoğrafını çekmiştir. Tüm bu grupların mukaddes kabul ettikleri sahabeleri, âlimleri, kitapları rumuzları vardır. Hepsi kendi sahip olduğuyla gururlanmaktadır. Şiiler için en büyük gurur kaynağı ehlibeyttir. Sünniler tüm sahabeyle gurur duyarlar. Hanefiler, Ebu Hanife’nin yüz kez ALLAH’ı rüyasında görmesinden, kadiriler, Abdulkadir Geylani’nin kerametlerinden, Yeni bir gurup olan Nurcular, Risale-i Nur ve Said Nursi’nin olağanüstülüklerinden gururlanmaktadırlar. Bu örnekleri cemaat sayısınca arttırabiliriz.
[7] Gulat; sapkın grup demektir. Her mezhep için rakipleri bu ifadeyi kullanmış olsalar da daha çok sapkın Şii grupları ( Dürzüler, İsmaililer, Ğurabiler, Nusayriler, Keysaniler… ) tanımlamak için kullanılmaktadır.
[8] İsnaaşer: Arapça on iki demektir. Mezheplerinin en temel doktrini olan imamet konusunda 12 tane imam vardır dediklerinden bu isimle anılmaktadırlar. Caferilik ve İmamiye Şiası diğer kullandıkları isimlerdendir.
[9] Bu hususta Zeydilerle çekişme halindedirler. Diğer grupları ise Şii olsun Sünni olsun kimse Müslüman bile saymamaktadır.

                                                                  ************************************************************

ŞİİLERİN KURAN'I

Şiiler de, aynen Sünniler gibi dinlerinin birinci kaynağının Kuran olduğunu iddia ederler. Lakin uygulamada Sünnilerden çok daha cüretkâr bir şekilde Kuran’a karşı cephe almışlardır. Türkiye’deki Alevilerin, Kuran’la yalnızca sembolik bir ilişki kurdukları taraflı tarafsız herkesçe malum ve aşikârdır.

Diğer taraftan Suriye’de iktidar olan Nusayri ve Dürzülerinse sembolik de olsa Kuran’la bir ilgileri kalmamıştır. Zaten bu iki mezhebin mümessilleri açıkça Kuran’ı inkâr ederler. İmamiyenin, Şia grupları içerisinde en az sapkın olanı olduğunu belirttik. Lakin en az yoldan çıkmışı bile Kuran’a karşı açıkça hasmane bir tavır takınmaktadır. 

Kuran’ın anlaşılmaz, yetersiz, kapalı, detaysız olduğu gibi şeytani türküyü Şiiler de tutturmuşlardır. Gene Sünniler gibi hadislerle Kuran ayetlerinin nesih (iptal) edileceğini savunurlar.[1] Onlara göre Kuran’ı yalnızca masum olarak kabul ettikleri imamları anlayabilir. Başkalarının anlama ihtimali yoktur.  

Şii mezheplerde, Sünnilerden farklı olarak[2] Kuran’ın bir Zahiri bir de Bâtıni yönü olduğu belirtilmektedir. Bu uydurma kural neticesinde, en temel olaylardan bahseden ayetleri dahi şeytanın bile aklına gelmeyecek şekilde tevil etmekten geri durmazlar. Böylelikle, bu Bâtıni tevil jargonuyla, ALLAH’ın hiçbir sözünün kıymet-i harbiyesi kalmamış olmaktadır. Tüm Şii gruplar, Kuran ve hadislerin Bâtıni yorumları olduğunu savunmaktadırlar ve bu tevilleri ancak masum olan imamların bilebileceği hususunda ittifak halindedirler.  

Ancak Caferilerle gulatlar (kâfirlikte kaşarlanmış) arasında Bâtıni yorumların uygulanması konusunda ayrılıklar çıkmıştır. Caferiler, Bâtıni yorum haklarını genellikle ehlibeyt, imamet gibi konularda kullanırken, diğerleri hiçbir sınır tanımamışlardır. Kuran’daki her ayetin, Bâtıni bir yorumu olduğunu iddia edip, tüm ayetleri nefsanî bir şekilde tahrif etmişlerdir. Muhkem ayetlerin tamamına müteşabih muamelesi çekerek İslam’ın en temel emirlerini bile bir çırpıda inkâr etmişlerdir.  

Örneğin; namazı: İmama bağlılık olarak tevil etmişlerdir. Hac: İmamı ziyaret ve ona hizmet etmektir. Oruç: Yeme içmeden kesilmek değil mezhebin sırrını açığa vurmamaktır. Zina: Misakın aksine sırrı açığa çıkarmaktır. Melekler: Bâtıni daileridir. Cennet: Bu dünya nimetleridir. Cehennem: Sırra vakıf olmayanların namaz, hac, oruç ve cihat uğrunda çektikleri sıkıntılardır. (15:99) ayetindeki: “Yakin gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” “Yakin” kelimesini de tevil ederek, bunun mezhep sırlarını öğrenmek olarak açıklamışlardır. Yani mezhep sırlarına vakıf olan birisi için tüm ibadetler kalkmıştır.[3] Ayetteki yakin kelimesinin ölümden kinaye olduğu açıktır.


 

[1] Nehc’ül Belâga, Abdulbaki Gölpınarlı çevirisi, Sayfa 26
[2] Erken dönem Sünnileri desek daha doğru olur sanırım. Çünkü günümüz Sünnilerinin yarısına yakınının bir şekilde bağlı olduğu, tasavvuf tarikatlarının da tamamına yakını oluşumlarını Kuran ve hadisin Bâtıni yorumları üzerine kurmuşlardır.
[3] Ebu Mansûr Abdulkaahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 219-230; Şamil İslam Ansiklopedisi, Batıniyye maddesi, Durak Pusmaz.

                                       ********************************************************************

RAFIZÎLER, TOPYEKÜN KURAN'IN TAHRİF EDİLDİĞİNİ İLERİ SÜRÜYORLAR

Şia’nın, Kuran’ın karşıtındaki en büyük cürümü ise pervasız bir şekilde kitabımızın tahrif edildiğini söylemeleridir. Her ne kadar takiyye politikalarıyla kendilerinden olmayanların yanında Kuran’a inandıklarını belirtseler de, en temel kaynakları onları ele verir. Şia hadis kaynakları, Sünni hadis kitaplarından daha baskın bir şekilde Kuran’ın tahrif edildiği iftiralarıyla doludur. 

Şia’nın Kuran’ı tahrif etmeye çabalamasının arkasındaki en büyük gaye, imamet doktrinini ispatlama çabasıdır. Şiilere göre imamete inanmak ALLAH’a inanmak gibi dinin en temel mevzusudur. Hatta pek çok Şii grup, velayeti (İmameti) kabul edenlerin üzerinden tüm tekellüflerin kalktığını iddia ederler. İtikatlarının en başta gelen söylemini delillendirmek için ilk iş olarak hadis uydurmaya koyulmuşlardır.[1] [2] Lakin imanın birinci şartına sadece hadislerden burhan getirmenin yetersiz olduğunu görmüş olacaklar ki, bu konuda Kuran’dan da hüccetler getirmeye çabalamışlardır. Böylelikle Kuran’daki pek çok ayeti ilgisiz bir şekilde Ali, Ehlibeyt ve İmametle ilişkilendirip tevil etmişlerdir. Caferiler 135 ayetin bizzat Hz. Ali’den bahsettiğini belirtirler.[3] Hâlbuki Kuran’ın tek bir yerinde bile Ali’nin ismi geçmez. Bu hususta en çok yardımcıları olan husus; elbette ki Bâtıni tefsir kandırmacasıdır.   

Fakat Şiilikte fanatikleşmemiş kimsenin kanmayacağı bu tevillerin kimseyi kesmediğini görmüş olacaklar ki, bu sefer de Kuran’da İmamet, Ali ve Ehlibeytle ilgili onlarca ayet ve sure olduğunu, ancak bunları üç Halife ve Emevilerin Kuran’dan çıkardıklarını, bazı ayetlerde ise bu kritik kelimeleri makasladıklarını ileri sürmüşlerdir. Tüm Şii gruplar, Sünnilerden çok daha bariz ve belirgin bir şekilde Kuran’ın tahrif edildiğini vurgularlar ve Sünnilerden farklı bir şekilde bu iddiayı sadece eski kitaplarında ulema değil, günümüze kadar gelmiş âliminden cahiline tüm Şiiler haykırırlar. Bu ALLAH düşmanları, bu iftiralarını kanıtlamak adına yüzlerce yazıt neşretmişlerdir. Örneğin; geçtiğimiz asırda yaşamış Şii alimi Hüseyin Nuri’nin (ALLAH ona lanet etsin) “Fasl el-Hitab fi isbati tahrif-u kitabu rabbul erbab” kitabı oldukça ünlüdür. Eserin adı bile deyyusluğun boyutunu gözler önüne sermeye yeterlidir: “Rablerin Rabbinin[4] kitabının tahrif olduğunun ispatı…” 

Biz ALLAH’ın kitabına karşı bu gaddarca tutumu göstermek için bu tarz piyasa kitaplarından değil, tüm Şiilerin bir numaralı hadis kitabı olarak kabul ettikleri “El Kâfi”den birkaç örnek vermekle yetineceğiz. Kuleyni’nin derlemiş olduğu “El Kâfi” adındaki kitap, Sünnilerin “Sahihi Buhari”sine tekabül etmektedir.  

İmam Cafer: “Cebrail’in Muhammed’e (as) getirdiği Kuran 17000 ayetti.” dedi [5] 

Şu an Şiiler de dâhil olmak üzere tüm Müslümanların elinde bulunan Kuran, besmeleler de sayılırsa 6348 [6] ayettir. Bu iddiaya göre hâşâ Kuran’ın yarısından fazlası zayi olmuş bulunuyor. 

El Kafi’de 5’inci imamları Muhammet Bakır’a dayandırılan bir hadise göre (7:172) ayetinin hepimizin bildiğinden çok daha farklı bir şekilde indirilmiş, ancak Emevilerin onu değiştirmiş olduğu ileri sürülmektedir:  

Allah Ademoğullarından, zürriyetlerini bellerinden çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz Muhammed  de elçim ve Ali de Müminlerin Emiri değil mi? dedi.” [7] 

Ebu Cafer (5. imam Muhammet) şöyle buyurdu: “İnsanlardan kim Kuran-ı Kerim in ilk indirildiği gibi tam olduğunu söylerse yalan söylemiştir. Allah onu indirdiği gibi toplayıp korumadı tabi Ali bin Ebi Talib, İmamlar ve ondan sonra gelenler müstesna”[8]  

Yine el-Kafi’de Ebu Abdullah’tan (6. imam Cafer) gelen hadiste: (33:71) “…Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, büyük bir kurtuluşa erer.”  ayetini tamamen değiştirmişlerdir.  

Ali’nin ve Ondan sonraki imamların velayetinde kim Allah’a ve elçisine itaat ederse büyük bir kurtuluşa erer.” İmam Cafer: “Bu ayet aynen bu şekilde indirildi.” dedi. [9]

"Cibril Muhammed’e (as) (2:90) ayetini söyle indirdi: “Ali’ye Allahın indirdiklerini kıskanarak inkâr etmekle kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür.[10]

Eğer kulumuz Ali’ye indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sure meydana getirin.[11] [12] 

Cibril Muhammed (s.a.v) e bu ayeti su şekilde indirdi: “Ey kendilerine kitap verilenler, …Ali’ye indirdiğimiz apaçık nura iman edin!” [13] [14] 

Ebu Basir, Ebu Abdullah (Cafer Sadık)’dan şöyle rivâyet etmiştir: “İsteyen biri, inecek azabı istedi. Ali’nin velayetini  inkâr edenler içindir, onu hiç bir savacak da yoktur!” ve sonra dedi ki: Allah’a yemin ederim ki Cibril bu ayeti Muhammed’e bu şekilde indirdi” [15] [16] 

Ebu Cafer (5. imam Muhammet)  dedi ki: “Cibril bu ayeti Muhammed (s.a.v)’e söyle indirdi: “Fakat zalimler Muhammed (s.a.v) ’in ailesinin hakkını kendilerine söylenenden başkası ile değiştirdiler. Biz de fasık olmaları nedeniyle Muhammed (s.a.v) ’in ailesinin hakkına zulüm edenlerin üzerlerine gökten pis bir azap indirmiştik”[17]

Bu zındıklar (7:162) ayetini değiştirmeye çalışmışlardır. İşin ilginç yanı, bu ayet kitap ehlinin kitaplarını tahrif ettiklerini belirtir. Bu melunların, hem de bu ayeti tahrif etmeye çabalamaları büyük bir cüret ve küfrün dışa vurumudur. Hamdolsun ki ALLAH, kitabını böyle habislerden müstağni kılmıştır.

Sana söylenenlere (sabret) ve onlardan güzel bir şekilde uzaklaş ve Ey Muhammed senin İmamet vasiyetini yalanlayan ve bolluk içinde yüzenleri bana bırak ve Onlara biraz süre ver!” [18]  [19]


 

[1] Şia hadis külliyatının yarısından fazlası imameti kanıtlamak için uydurulmuştur.
[2] Sünnilerin de Ebubekir’in ilk, Ömer’in ikinci, Osman’ın da üçüncü halife olduğunu ispatlamak için uydurdukları hadis sayısı az buz değildir.
[3] Humeyni, Keşf’ul Esrar, s.151
[4] Bu melun, hem ALLAH’ın kitabının tahrif edildiğini ispata kalkıyor, hem de ALLAH’ı Rablerin Rabbi olarak tanımlayarak şirk koşuyor. ALLAH âlemlerin tek Rabbidir.
[5] Kuleyni, El-Kafi, c.4 s.446
[6] Gelenekten devraldığımız çoğu bilgi gibi Kuran’ın 6666 ayet olması da bir hurafedir. Garibime giden, bunca yıldır bir kişi oturup da saymamış mı ki, herkes koro halinde 6666 demektedir? Burada zaruri bir paraf açmak istiyorum. Geçenlerde oldukça hit olan bir Alevi sitesinde güya ilmi bir makale okuyordum. Echel kişi Kuran’ın tahrif edildiğini savunuyor. Delili ise Kuran’ın 6666 ayet olması, ancak elimizdekinin ise bundan daha az bulunmasıymış. Bilmez ki sorsun, sormaz ki öğrensin. Kuran’ın ayet sayısının tartışılmasının sebebi, geçmişte bazı işgüzarların ALLAH’ın indirdiği resmi Kuran kısımlandırması yerine, kişisel ayet taksimi yapmış olmalarıdır. Bazı uzun ayetleri ikiye bölmüşler, bazıları ise kısa birkaç ayeti tek ayet olarak kabul etmiştir. Yani sayıda ihtilaf edenler asla metinde çelişmemişler. Elbette ki Kuran’ın ayet sıralaması da ilahidir. Zaten tüm Müslümanların elindeki Kuran, aynı şekilde ayet ve surelere bölünmüştür. Suç, işgüzarlık yapan ulemadadır. 6666 sadece Zemahşeri’nin kavlidir. Bu rakamın tutulması, sayının tekrarlı ve tılsımlı olmasından ve halkın Kuran’daki ayetleri saymaya bile üşenmesinden dolayıdır.
[7] El-Kâfi, c.1, s. 412
[8] Kuleyni, El-Kâfi, 228/1
[9] Kuleyni, El-kâfi, 414/1; El Kummi, 206/4
[10] Kuleyni, El-kâfi, 417/1
[11] Kuleyni, El-Kâfi, 417/1
[12] Tahrif ettikleri ayet (2:23) ayetidir.
[13] Kuleyni, El-Kâfi, 417/1
[14] Tahrif ettikleri (4:47) ayetidir.
[15] Kuleyni, El-Kâfi, c.1 hadis no:1127
[16] Değiştirmeye çabalayıp ancak hüsranlarını arttıran ayet (70:1-2) ayetleridir.
[17] Kuleyni, El-Kâfi, 423/1
[18]Kuleyni, El-Kâfi, 432/1
[19] (73:10-11) ayetleri

                                                                                 DEVAMI>>>

 
  Bugün 144 ziyaretçi bizimle...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=